top of page

Ahmet Vural’dan çarpıcı çıkış: “Beyaz altın, beyaz teneke oldu!”

2 gün önce
8 dakikada okunur
Ahmet Vural’dan çarpıcı çıkış: “Beyaz altın, beyaz teneke oldu!”

ÖZEL HABER



Bergama Ziraat Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Vural, pamukta yaşanan gelir kaybına, domates ve zeytinde üreticinin karşı karşıya kaldığı fiyat sorunlarına ve tarımsal destekleme modeline dikkat çekti. Bakırçay’da pamuğun yıllardır bölgenin lokomotif ürünü olduğunu ancak artan maliyetler ve yetersiz satış fiyatları nedeniyle üreticinin pamuktan uzaklaştığını belirten Vural, “Son özellikle 4-5 yıldır beyaz altın, beyaz teneke oldu” dedi. Domatesin maliyetinin altında satıldığını, zeytinde de fiyatların gerilediğini anlatan Vural, bölgede alternatif ürün arayışının önem kazandığını vurguladı. Kendi tütün üretimiyle de bu arayışa örnek oluşturan Vural, üreticinin emeğinin karşılığını alabileceği günlerin gelmesini umut ettiğini söyledi.

Bergama Ziraat Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Vural, www.izmiryasam.net’e yaptığı açıklamalarda Bakırçay havzasındaki tarımsal üretimin içinde bulunduğu ekonomik tabloyu değerlendirdi. Bölgenin geleneksel ürünü pamuktan domatese, zeytinden tütüne kadar farklı ürünlerde yaşanan gelişmelere değinen Vural, üreticinin artan girdi maliyetleri karşısında gelir elde etmekte zorlandığını ifade etti. Tarımsal üretimin sürdürülebilirliği açısından fiyatların, destekleme politikalarının ve ürün çeşitliliğinin önemine dikkat çeken Vural, çiftçinin üretimden uzaklaşmasına neden olan koşulların değişmesi gerektiğini dile getirdi.


“Beyaz altın, beyaz teneke oldu!”

Bakırçay havzasında uzun yıllar boyunca “beyaz altın” olarak anılan pamuk, üreticinin geçim kaynaklarının başında geliyordu. Pamuk tarımına uygun araziler, bölgede bu ürüne göre şekillenen makine parkı ve üretim alışkanlıkları, pamuğu yalnızca bir tarım ürünü olmaktan çıkararak bölge ekonomisinin temel unsurlarından biri haline getirmişti.


Ancak Bergama Ziraat Odası Başkanı Ahmet Vural’a göre son yıllarda yaşanan ekonomik sorunlar, pamuk üreticisinin bu üründen uzaklaşmasına yol açtı. Pamukta yaklaşık 4-5 yıldır devam eden sorunlara dikkat çeken Vural, özellikle son yıllarda ekim alanlarının daraldığını belirtti.


Vural, “Biliyorsunuz Bergama, özellikle Bakırçay havzasında pamuk ‘beyaz altın’ diye geçerdi. Son özellikle 4-5 yıldır beyaz altın, beyaz teneke oldu. Yani maalesef, çok üzülerek söylüyorum bunu” ifadelerini kullandı.


Pamuk üretiminin bölgedeki ağırlığını kaybetmesinin yalnızca ekim alanlarındaki azalmayla sınırlı olmadığını belirten Vural, çiftçilerin geçmişte pamuk tarımı için ciddi yatırımlar yaptığını hatırlattı. Pamuk toplama makinelerinden diğer tarımsal ekipmanlara kadar çok sayıda yatırımın bu ürüne göre gerçekleştirildiğini anlatan Vural, üreticinin bugün alternatif ürünlere yönelmek zorunda kaldığını söyledi.


Pamuk üreticisi maliyetini karşılayamıyor

Pamukta üreticinin karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan birinin maliyetlerle satış fiyatı arasındaki fark olduğunu belirten Vural, görüşme sırasında kilogram başına üretim maliyetinin yaklaşık 45-45,5 lira seviyesinde olduğunu, piyasadaki alım fiyatlarının ise 35 lira civarında seyrettiğini ifade etti.


Bu tablonun üreticiyi zarara sürüklediğini dile getiren Vural, yalnızca satış fiyatına bakılarak tarımsal üretimin ekonomik durumunun anlaşılamayacağını vurguladı. Mazot, gübre ve diğer girdilerin fiyatlarının da hesaba katılması gerektiğini belirten Vural, pamuk fiyatlarının üreticinin maliyetlerini karşılayacak seviyeye ulaşmadığını söyledi.


Vural, geçmiş yıllarda bir kilogram pamukla alınabilen mazot miktarını örnek göstererek bugünkü alım gücündeki gerilemeye dikkat çekti. Üreticinin artık iki kilogram pamuk satarak bir litre mazot alamadığını belirten Vural, fiyatların üretim girdileriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.



“Tariş’in etkisi zayıfladı, üretici tüccara bağımlı kaldı”

Pamuk piyasasında alım fiyatlarının belirlenmesi konusunda üreticinin yeterince güçlü olmadığını savunan Vural, Tariş’in geçmişte piyasayı düzenleyen ve üretici açısından güvence oluşturan bir rol üstlendiğini söyledi. Tariş’in pamuk piyasasındaki etkisinin zayıflamasıyla üreticinin tüccara daha bağımlı hale geldiğini dile getirdi.



“Herkes en iyi pamuğu istiyor ama en iyi fiyatı veren yok”

Vural, pamukta yalnızca kaliteli üretimin konuşulmasını da yeterli bulmadığını ifade etti. Ulusal Pamuk Konseyi yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde bu konuyu gündeme getirdiğini anlatan Vural, kaliteli ve organik pamuk üretiminin önemine ilişkin değerlendirmeler yapılırken ürünün hangi fiyatla alınacağının da tartışılması gerektiğini belirtti.


“Evet, pamuğun kaliteli olmasından, iyi pamuk üretiminden, organik pamuk üretiminden bahsediyorsunuz. Fakat pamuk fiyatından hiç bahseden duymadım” diyen Vural, üreticinin emeğinin karşılığını alabileceği bir fiyat oluşmadığı sürece pamuktan uzaklaşmanın devam edebileceği uyarısında bulundu.


Pamuk yerine ayçiçeği ve buğday ekiliyor

Pamuk üretimindeki gerilemenin Bakırçay havzasındaki ürün desenini de değiştirdiğini belirten Vural, özellikle son 3-4 yılda pamuk ekim alanlarının azaldığını, bu alanların bir bölümünde ayçiçeği ve buğday üretiminin öne çıktığını söyledi.


Vural’a göre üreticiler bu ürünlerden çok yüksek kazanç elde etmese de en azından pamuktaki gibi zarar etmemeyi hedefliyor. Bu durum, çiftçinin geleneksel ürününden vazgeçmesinin arkasında yalnızca üretim tercihlerinin değil, ekonomik zorunlulukların da bulunduğunu ortaya koyuyor.


Pamuk fiyatlarının iyileşmesini beklediklerini belirten Vural, bölge çiftçisinin yeniden bu üründen kazanç sağlayabilmesi için üretim maliyetleriyle satış fiyatları arasındaki dengenin kurulması gerektiğini ifade etti.


PODCAST



Domateste maliyet 6-8 lira, satış 3,5-4 lira

Pamuktaki tabloyu değerlendiren Ahmet Vural, domates üreticisinin durumunun daha da ağır olduğunu söyledi. Hasadı yeni tamamlanan domateste üreticinin maliyetinin altında satış yapmak zorunda kaldığını belirten Vural, görüşme sırasında verdiği rakamlarla üretim ve satış arasındaki farkı ortaya koydu.


Vural, domatesin kilogram başına maliyetinin 6-8 lira aralığında değiştiğini, buna karşılık ürünün ortalama 3,5-4 liradan satıldığını ifade etti. Kendi hesaplamalarına göre domatesi 6 liranın altında bir maliyetle üretmenin mümkün olmadığını belirten Vural, üreticinin kâr elde edebilmesi için ürününü daha yüksek bir fiyattan satması gerektiğini söyledi.


Ancak çiftçinin artık kâr etmeyi bir kenara bıraktığını dile getiren Vural, üreticinin önceliğinin ürünün elinde kalmaması ve borçlarını çevirebilmek haline geldiğini anlattı.


Vural, üreticinin yaşadığı ekonomik baskıyı, “En azından elimde kalmasın, borçlarımı takla attırayım” düşüncesiyle özetledi. Bu durumun tarımsal üretimin geleceği açısından kaygı verici olduğunu belirten Vural, domateste mevcut tablonun mutlaka ele alınması gerektiğini vurguladı.


Domates fiyatlarının yalnızca üreticinin kazancını değil, üretimin devam edip etmeyeceğini de etkilediğini belirten Vural’ın açıklamaları, tarladaki maliyet ile satış noktasında oluşan fiyat arasındaki farkın çiftçi üzerindeki baskısını gözler önüne serdi.


Zeytinde rekolte arttı, fiyat geriledi

Bakırçay havzasının önemli tarımsal ürünlerinden zeytinde de üreticinin beklediği ekonomik karşılığı bulamadığını ifade eden Vural, bu yıl rekoltenin geçen yıla göre daha yüksek olduğunu ancak fiyatların gerilediğini söyledi.


Zeytinde çeşitlilik nedeniyle tek bir fiyat üzerinden değerlendirme yapmanın doğru olmayacağını belirten Vural, yine de geçen yıl ile bu yıl arasındaki farkı somut bir örnekle anlattı.


Vural, “Geçen yıl bizim 30 liraya sattığımız zeytini bu yıl 20 liraya satıyoruz” dedi.


Zeytinyağı fiyatlarındaki gerilemeye de dikkat çeken Vural, üç yıl önce 300-400 lira seviyelerine kadar çıkan zeytinyağını bu yıl 140-150 lira civarında sattıklarını ifade etti. Görüşmede aktardığı bu rakamlar üzerinden üreticinin gelir kaybına işaret eden Vural, zeytin ve zeytinyağında yaşanan fiyat düşüşünün nedenlerinin araştırılması gerektiğini söyledi.


İhracatın yeterince güçlü olmamasının fiyatlar üzerinde etkili olabileceğini düşündüğünü belirten Vural, üretim maliyetlerinin ve işçilik giderlerinin de yükseldiğini kaydetti. İşçilik maliyetlerinin üretici açısından ağırlaştığını ancak çalışanların eline geçen paranın da yeterli olmadığını söyleyen Vural, tarımsal üretimde hem çiftçinin hem de işçinin ekonomik açıdan zorlandığına dikkat çekti.


Zeytin fiyatlarındaki düşüşün yalnızca Bergama’ya özgü bir sorun olmadığını belirten Vural, çevre ilçelerde de üreticilerin tepkilerinin ve eylemlerinin gündeme geldiğini hatırlattı.


Pamuk, domates ve zeytinde yaşanan sorunları birlikte değerlendiren Vural’ın açıklamalarında ortak nokta, üreticinin artan maliyetlerine rağmen ürününü istediği fiyat seviyesinde satamaması oldu. Vural, çiftçinin emeğinin karşılığını alabileceği bir piyasa koşulunun oluşmasını beklediklerini dile getirdi.


Tütünde alternatif ürün arayışı: “Bölgemize bir ürün daha katmak istiyorum”

Pamuk, domates ve zeytinde yaşanan ekonomik sıkıntılar, Bakırçay havzasında alternatif ürün arayışını da gündeme getiriyor. Bergama Ziraat Odası Başkanı Ahmet Vural, kendi tütün üretimiyle bu arayışa örnek oluşturmayı hedeflediğini anlattı.


Bölgede geçmiş yıllarda yaygın olarak yetiştirilen geleneksel İzmir tütününün, köyden kente göç, fiyat sorunları ve farklı etkenler nedeniyle zaman içinde büyük ölçüde azaldığını belirten Vural, bu yıl Burley türü tütünün bölgede ilk kez denendiğini söyledi.


Vural’ın aktardığına göre Burley tütünü, klasik İzmir tütününden yetiştirme ve kurutma yöntemi bakımından farklılık gösteriyor. Büyük yapraklı olan bu türde hasat yöntemi ve gölgede kurutma süreci öne çıkıyor. Vural, bir dekarlık tütün üretimi için yaklaşık 40-60 metrekarelik kapalı alana ihtiyaç duyulduğunu, bu alanın sera veya kurutma ve depolama amacıyla kullanılan bir bölüm olabileceğini ifade etti.


Bu girişimdeki amacının yalnızca kendi kazancını artırmak olmadığını belirten Vural, Bakırçay havzasının ürün çeşitliliğini geliştirmek istediğini söyledi.


Vural, “Herkesin para kazanmak hedefidir. Fakat benim asıl amaçlarımdan bir tanesi de bölgemize bir ürün daha katabilmek. Bu yıl tütünü katarız, önümüzdeki yıl başka bir ürün katarız. Bölgemizin ürün çeşitliliğini artırmak istiyoruz” diye konuştu.


Burley türü tütünün Türkiye’nin farklı bölgelerinde denendiğini ve başarılı sonuçlar alındığını belirten Vural, bu yıl Bakırçay havzasında gerçekleştirilen üretimde de ilk gözlemlerin olumlu olduğunu kaydetti. Nikotin oranı ve renk açısından sonuçların iyi olduğunu ifade eden Vural, bölgenin iklim koşullarının bu ürüne uygun olabileceğini düşündüğünü söyledi.


Tütünde kazanç henüz kesinleşmedi

Burley tütününün Bakırçay havzasında kalıcı bir alternatif olup olmayacağı ise henüz kesinleşmiş değil. Vural, ürünün hasadının yapıldığını ancak miktar ve kazanç hesabının tamamlanmadığını belirtti.


Sözleşmeli üretim kapsamında yetiştirilen tütünün aralık ayında işlenip firmaya teslim edilmesinin ardından ne kadar ürün elde edildiğinin ve üreticinin ne kadar kazanç sağladığının daha net görüleceğini anlatan Vural, sonuçları görmeden kesin bir değerlendirme yapmanın doğru olmayacağını vurguladı.


Tütünün bölge çiftçisi için yeni bir gelir kapısı oluşturabileceğini düşündüğünü belirten Vural, bu konuda üreticilere net bir öneride bulunmak için kendi deneyiminin sonucunu beklediğini söyledi.


Vural’ın yaklaşımı, Bakırçay havzasında ürün çeşitliliğinin artırılması yönündeki arayışı öne çıkarıyor. Ancak yeni bir ürünün yaygınlaşması için yalnızca yetiştirilebilmesi değil, üreticisine kazanç sağlaması da gerekiyor. Vural da tütünün geleceği konusunda karar vermeden önce hasat miktarını, satış fiyatını ve üretim maliyetlerini birlikte değerlendireceklerini ifade etti.


“Bergama Tarım ve Hayvancılık Fuarı bölgeye katkı sağlıyor”

Bergama’da bu yıl ikincisi düzenlenen Bakırçay Tarım ve Hayvancılık Fuarı’nı da değerlendiren Ahmet Vural, organizasyonun bölge tarımı açısından önemli bir işlev üstlendiğini söyledi.


Fuarın geçen yıla kıyasla ziyaretçi ilgisi bakımından benzer bir düzeyde gerçekleştiğini ancak alışverişin önceki yıla göre daha zayıf kaldığını belirten Vural, bunun temel nedenlerinden birinin üreticinin ekonomik sıkıntıları olduğunu ifade etti.


Vural, çiftçinin tarımdan yeterince para kazanamaması nedeniyle fuarda ürünleri ve makineleri incelemesine rağmen satın alma konusunda daha temkinli davrandığını belirtti.


Buna rağmen fuarın yalnızca ticari alışveriş üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyen Vural, üreticilerin yeni tarım makinelerini, teknolojileri ve sektördeki gelişmeleri yakından takip edebilmelerinin önemli olduğunu vurguladı.


Bergama’nın geniş bir tarımsal hinterlanda sahip olduğunu belirten Vural, fuarın Dikili, Ayvalık, Menemen, Edremit ve çevresinden başlayarak daha geniş bir bölgeye hitap edebilecek potansiyel taşıdığını anlattı. Bergama’da tarıma yönelik bu tür organizasyonların sürdürülmesi gerektiğini dile getiren Vural, fuarı geleneksel hale getirmeyi hedeflediklerini söyledi.


Tarımda teknolojinin öneminin giderek arttığına dikkat çeken Vural, üreticilerin gelişmeleri takip etmek zorunda olduğunu ifade etti. Bugün yaşanan ekonomik sorunların gelecekte de aynı şekilde devam edeceğinin düşünülmemesi gerektiğini belirten Vural, üretimin sürmesi ve teknolojik gelişmelerin izlenmesi gerektiğini kaydetti.


Fuarın bölgeye katkısının yalnızca o gün yapılan satışlarla ölçülemeyeceğini belirten Vural’ın açıklamaları, üreticinin yeni teknolojilerle buluşması ve tarım sektöründeki gelişmelerden haberdar olması açısından organizasyonun önemini ortaya koydu.


“Alan bazlı destekleme üretimi teşvik etmiyor”

Ahmet Vural’ın gündeme getirdiği konulardan biri de tarımsal destekleme modelindeki değişiklik oldu. Özellikle pamuk üretimi üzerinden değerlendirmelerde bulunan Vural, önceki yıllarda üretim miktarına göre verilen desteklerin üreticiyi daha fazla verim almaya teşvik ettiğini belirtti.


Vural, geçmişte kilogram başına prim uygulandığını, bu sistemde üreticinin daha fazla ürün elde etmek için çaba gösterdiğini anlattı. Ancak yeni modelle birlikte desteklemenin üretim miktarından ziyade ekili alan üzerinden hesaplanmasına geçilmesini eleştirdi.


Alan bazlı modelde belirli bir büyüklükte araziye sahip üreticinin, o alandan ne kadar ürün elde ettiğine bakılmaksızın aynı miktarda destek alabileceğini belirten Vural, bunun üretimi artırma konusunda yeterli teşvik sağlamayacağını düşündüğünü söyledi.


Vural, “Daha önceki yıllarda bize diyordu ki ‘Sen iyi üret, ben sana destekleyeyim’ ve biz daha çok destek alabiliyorduk. ifadelerini kullandı.


Yeni sistemde aynı alandan 10 kilogram ürün alan üreticiyle 100 kilogram ürün alan üreticinin aynı miktarda destek alabileceğini belirten Vural, bu yaklaşımın üretim miktarını artırmaya yönelik motivasyonu zayıflatabileceğini savundu.


Desteklerin miktarının da üreticinin ihtiyaçları karşısında yetersiz kaldığını dile getiren Vural, pamuk üzerinden verdiği örnekte, bin metrekarelik alan için alınan desteğin bir çuval gübre almaya yetmediğini söyledi.


Vural’ın değerlendirmesine göre tarımsal desteklerin yalnızca verilmesi değil, üretim maliyetleriyle kıyaslandığında ne ölçüde katkı sağladığının da dikkate alınması gerekiyor. Üreticinin daha fazla üretim yapmasını teşvik edecek, maliyetlerini karşılamasına yardımcı olacak ve emeğinin karşılığını almasını destekleyecek bir modelin önemine işaret etti.


“Umudumuzu yok edersek her şey yok olur”

Pamukta yaşanan gelir kaybı, domatesin maliyetinin altında satılması, zeytin ve zeytinyağı fiyatlarındaki gerileme ve destekleme modeline ilişkin eleştiriler, Bakırçay havzasındaki üreticilerin karşı karşıya kaldığı sorunları bir arada ortaya koyuyor.


Ahmet Vural, bütün bu olumsuzluklara rağmen tarımsal üretimin geleceğine ilişkin umudunu koruduğunu söyledi. Üreticinin emeğinin karşılığını alabileceği, pamukta yeniden kazanç sağlayabileceği, domates ve zeytinde daha verimli bir ekonomik dönem yaşayabileceği günleri beklediklerini belirtti.


Vural, “Umudumuz var. Umudumuzu yok edersek her şey yok olur. Dolayısıyla bizim umudumuz var. Bugünler de geçecek diye düşünüyorum” dedi.




Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page