Ümit Yaldız: "Siyasette Kazananın Her Şeyi Aldığı Bir Yeni Normalin İçindeyiz"

Özel Haber - Analiz
Erdal Divriklioğlu
İzmir Yaşam olarak, İntegral Araştırma Şirketi Genel Koordinatörü ve Araştırmacı Gazeteci Ümit Yaldız ile gerçekleştirdiğimiz kapsamlı söyleşide, Türkiye siyasetinin son yıllarının en kritik dönemeçlerinden biri olan Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçiş sürecini tüm boyutlarıyla masaya yatırdık. Yaldız, geçtiğimiz yıl aynı soruya "milyonda sıfır ihtimal" yanıtını verdiği transferin gerçekleşmesini, Türkiye'deki "yeni normal" kavramı çerçevesinde değerlendirirken, İzmir seçmeninin öfkesinden muhalefet içindeki hesaplaşmalara kadar pek çok kritik başlıkta çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Yaldız'ın değerlendirmeleri, yalnızca bir belediye başkanının parti değiştirmesinin ötesinde, Türkiye siyasetinde yaşanan köklü dönüşümün fotoğrafını ortaya koyuyor. "Kazananın her şeyi aldığı bir yeni normalin içindeyiz" diyen Yaldız, 31 Mart 2024 seçimlerinde yaşanan ağır yenilginin ardından AK Parti'nin izlediği stratejiyi, belediyeler üzerindeki mali ve hukuki baskı mekanizmalarını, transfer dalgasının arkasındaki siyasi hesapları ve İzmir'in bu süreçten nasıl etkilendiğini tüm çıplaklığıyla anlattı.
Gazeteci Erdal Divrikloğlu'nun konuğu olan Yaldız, önemli açıklamalar yaptı. İşte Yaldız'ın açıklamalarından öne çıkanlar:

"Milyonda Sıfır
İhtimal" Demişti: 1
Yılda Neler Değişti?
Geçtiğimiz yıl İzmir Yaşam'a verdiği söyleşide Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçme ihtimalini "milyonda sıfır" olarak değerlendiren Ümit Yaldız, bugün gelinen noktada siyasetteki baş döndürücü değişime dikkat çekti. Yaldız, o günkü değerlendirmesinin bugünkü tabloyla nasıl çeliştiğini şu sözlerle anlattı:
"Evet, o dönem ben bunu söylemiştim ama siyasette her şey o kadar ışık hızıyla değişiyor ki, önce ihtimal vermediğiniz bir şeye bir hafta sonra ihtimal verir hale geliyorsunuz. Cemil Tugay da 1 yıl önce ihtimal vermiyordu. Hatta büyük sözler söylemişti: 'Annem beni reddeder, eşim boşar, sokakta yüzüme tükürürler, İzmir'in sokaklarında nasıl dolaşacağım?' demişti. Biz de bu sözlere dayanarak tahminlerimizi o yönde yapmıştık. Ama Cemil Tugay'ın bu transferi yapabileceğini açıkçası biliyorduk. Ancak o günkü konjonktürde kesinlikle AK Parti'ye transfer olacağına ihtimal vermezdim."
Yaldız, o günkü Türkiye ile bugünkü Türkiye arasında köprülerin altından çok sular aktığını belirterek, 19 Mart sürecinin ve belediyelerle başlayıp tüm Türkiye'ye yayılan gelişmelerin bu tabloyu ortaya çıkardığını ifade etti.
“Özlem Çerçioğlu ‘koçbaşı’ oldu, transfer dalgasının yolunu açtı”
Yaldız’ın çizdiği tabloya göre siyasi transferlerin başlangıç noktası İzmir değil, Aydın oldu. Özlem Çerçioğlu’nun AK Parti’ye geçişini sürecin önünü açan önemli bir adım olarak değerlendiren Yaldız, Aydın’dan farklı illere ve ilçelere uzanan transferleri şöyle anlattı:
“İzmir bu transferde ilk olmadı. Aydın en başta geldi. Özlem Çerçioğlu, 20 yılı aşkın süredir CHP rozeti takan, iki dönem milletvekilliği, üç dört dönem belediye başkanlığı yapmış biri olarak AK Parti'yi tercih ettiğinde 'koçbaşı' oldu, yolu açtı, kendisini feda etti. O dönem çok yüksek bir tepkiyi göze aldı ve arkasından 20'yi aşkın belediyeyi, çok sayıda milletvekilini beraberinde getirdi. Afyon gibi CHP ile simgeleşmiş bir il belediyemiz var, orada da geçiş oldu. Akabinde ilçeler var; Ankara Keçiören gibi, İstanbul'da ilçeler var. Her partiden AK Parti'ye belediye başkanları ve milletvekilleri düzeyinde ciddi transferler yapılıyor.”

“Dün söyledikleriyle bugün çelişen siyaset anlayışına alıştık”
Siyasette geçmişte savunulan görüşlerle bugünkü tutumlar arasındaki çelişki, Yaldız’ın dikkat çektiği konulardan biri oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başbakanlığı dönemindeki açıklamalarını hatırlatan Yaldız, siyasetçilerin geçmişteki söylemleriyle bugünkü tutumları arasındaki farklılığa dikkat çekti:
“Sayın Cumhurbaşkanının geçmiş dönemlerde, başbakanlığı yıllarında kendi partisinden istifa edip başka partilere gidenleri kastederek, partinin oylarıyla seçilmiş kişinin istifa ettiğinde görevinden de istifa etmesi gerektiğine dair beyanları arşivlerde duruyor. Ama Türkiye'de siyasetçilerin beyanatları çok fazla uzun ömürlü değil. Son kullanma tarihleri hemen geçiyor.
Ülkede çok önemli pozisyonlarda olan siyasetçilerin birbiriyle neredeyse 90 derece, 180 derece çelişen ifadelerine artık neredeyse alıştık. Dün terörist olanların bugün kurucu önder, barış elçisi olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Tabii ki Terörsüz Türkiye süreci farklı bir süreç belki ama; birbirinin yüzüne bakmayanların, aynı masada oturması imkansız gibi görünenlerin birlikte yol yürüdüğü bir dönemdeyiz.”
“Yeni Türkiye’nin Yeni Normal’i”
“Yepyeni bir Türkiye var karşımızda” diyen Yaldız, Türkiye’de yalnızca siyasi dengelerin değil, kurumların işleyişinden siyasetçilerin izlediği yöntemlere kadar pek çok şeyin değiştiğini savundu. Bu değişimi olumlu bir dönüşüm olarak tanımlamadığını özellikle vurgulayan Yaldız, geçmişte başvurulması düşünülemeyecek yöntemlerin bugün siyasetin parçası haline geldiğini belirterek, “yeni normal” kavramını şu örneklerle açıkladı:
“Bildiğimiz anlamda gıcır gıcır, olumlu, pozitif bir Türkiye'den bahsetmiyorum. Yeni bir Türkiye var. Önceki Türkiye geride kaldı. İşleyen kurumlarıyla, adalet mekanizmalarıyla, ticaret odalarıyla her şeyiyle geride kaldı. Bunu İzmir'de de deneyimliyoruz. Bu yeni Türkiye'nin de bir 'yeni normali' var. En son fon meselesine bakın. 900 milyar TL'ye yakın bir vurgun yapılmış. Vatandaşın hisse senetleri gereksiz, anormal yükseltilmiş; vatandaşlar tuzağa düşürülmüş. Tuzağa düşürüldükten sonra en yüksekten birileri -ki bu birileri çoğunlukla Sayın Cumhurbaşkanına yakın isimler- vurgunu vurmuşlar. Vatandaşa tabiri caizse değersiz kağıtları 'ittirmişler' ve kaçmışlar. Paralar şu anda günlük milyonlarca liralık faiz getirisine sahip. Şu ana kadar tutuklanan yok ama bunları yazan gazeteciler ev hapsinde. İşte bu yeni dediğim 'yeni normal': yazanlar, konuşanlar, düşünenler farklı muamele görüyor; yapanlar farklı muamele görüyor.
Ben 1993'ten bu yana Erdoğan'ı izliyorum. Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olduğu andan itibaren Erdoğan'ın transfer yaparak il, ilçe belediyesi alabilmesi, alması, alma ihtimali benim için bile sürpriz. Bu transferler de yeni Türkiye'nin bir parçası. Dün asla başvurulmayan yollar artık başvurulan yollar haline geldi.”
“Bütün kaleler kaybedilmişti, hamle yapmak gerekiyordu”
Ekonomik sıkıntılar ortadayken AK Parti’nin neden bu kadar yoğun transfer yaptığı sorusunu değerlendiren Yaldız, transfer hamlelerinin arka planında 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde yaşanan ağır yenilginin bulunduğunu söyledi.
AK Parti’nin İzmir’de sahil hattında tek bir belediyeyi bile kazanamadığını, Denizli, Uşak, Afyonkarahisar, Balıkesir ve Kütahya gibi illerde de önemli kayıplar yaşadığını hatırlatan Yaldız, yerel yönetimlerdeki bu tablonun iktidar açısından siyasi algıyı tersine çevirme ihtiyacını doğurduğunu belirterek şunları söyledi:
"Transferleri tek veya iki sebebe bağlayamayız. Elbette kaynak boyutu da var. Belediyeler ciddi bütçelere hükmediyorlar. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin bütçesi düşünüldüğünde ne demek istediğim anlaşılacaktır. Bu önemli bir faktör ama tek faktör değil. Teşkilatlar açısından da bir motivasyon var. Örneğin AK Partililerin bundan sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde istihdam edildiğini görebiliriz. Geçmişte yer bulamayanlar, CHP'den referans getirenlerin şanslı olduğu süreçte belki AK Partili işçiler, memurlar, kadrolar olur önümüzdeki süreçte. Kimse buna şaşırmaz. Ama bence konu bu değil. 31 Mart 2024 seçim sonuçlarını hatırlayın. 1 Nisan sabahı Türkiye'sine uyandığımızda ne gördük? İzmir'de Karaburun'dan başlayıp ip gibi uzanan sahilde tek bir AK Partili belediyeye rastlayamıyorsunuz. AK Parti, geçmişte hüküm sürdüğü Denizli, Uşak, Afyon, Balıkesir, Kütahya dahil her yeri kaybetmişti. Kocaeli'yi saymazsak, Adıyaman, Kastamonu, Giresun, Karadeniz'de pek çok kaleyi kaybetti. Kaybeden taraftaydı. Erken seçim kampanyası yürütülseydi belki İmamoğlu ve Özgür Özel tarafından buna mecbur da kalabilirdi AK Parti. Dolayısıyla iktidarını, 25 yıllık iktidarını yerel yönetim performansına bağlayan AK Parti, yerel yönetimlerden uzaklaştırılmış olması, İstanbul'u ve Ankara'yı kesin ve kesin kaybetmiş olması... Ankara'da AK Parti adayı %30 almış, Mansur Yavaş ile arasında iki kat fark var. Dolayısıyla algıyı terse çevirmek gerekiyor. Bu algıyı terse çevirmek için önce ana muhalefetin elindeki belediyeleri almak gerekiyor. Bu bir siyaset, bir yönetim yarışı belki ama Türkiye'de biraz da savaş gibi yapılıyor, algılanıyor. Cepheler oluşuyor, ciddi rekabet ortamı var. Bu savaşta Erdoğan bir komutan, karşı tarafta İmamoğlu ve Özgür Özel komutanlardı. Bütün kaleler kaybedilmişti. Bu demekti ki ana muhalefet geliyor, halk 40 yıl sonra CHP'yi birinci parti yapmış, artık yolun sonu görünüyor denir. Böyle bir aksiyon ortamındayken hamle yaparsınız."
“Belediyelerde üç aşamalı bir süreç yaşandı”
31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından belediyelerin karşı karşıya kaldığı süreci üç aşamada ele alan Yaldız, tasarruf tedbirleriyle başlayan dönemin kamu borçlarının tahsili ve ardından gelen yargı süreçleriyle devam ettiğini savundu. Bu üç aşamanın, özellikle muhalefetin yönettiği belediyelerin hareket alanını daralttığını belirten Yaldız, yaşananları geçmiş dönemlerle karşılaştırarak değerlendirdi:
“Birinci hamle şuydu: Tasarruf tedbirleri diye bir kararname yayınlandı. Belediyeler halkla ilişkiler faaliyetleri dahil pek çok alanda iş yapamaz hale getirildi. İkinci olarak, belediyelerin kamuya borçları vardı. Bu borçlar 30-40 yıllıktı, AK Partililer tarafından yönetilirken de vardı. Bir biçimde tahsil edilmezdi, 'kamunun kamuya borcu' mantığıyla tahsil edilmezdi. Sayın Cumhurbaşkanı dedi ki: 'Bunları tahsil edin kardeşim. Hatta öyle bir tahsil edin ki direkt gelirlerden kesinti yapın, silkeleyin.' Ve silkeledi. Ankara'da, İstanbul'da, tabii ki AK Partili belediyeler de bu kapsamda tahsil edildi. Belediyeler personel ücretlerini, maaşlarını, ikramiyelerini ödeyemez hale geldiler bir anda. Merkezden kesinti yapılmasıyla beraber ellerindeki en değerli arazileri SGK'ya mahsuplaşmak üzere bırakmak durumunda kaldılar. Hal böyleyken üstüne adliyenin, yargı erkinin devreye girmesi üçüncü çinko oldu. İzmir'de Menderes örneğinde, Seferihisar örneğinde, Güzelbahçe örneğinde gördük. Uşak bir örnek. İstanbul iddianamesinde 80'i aşkın itirafçı var. CHP'li ve muhalefetin yönettiği belediyelerde yolsuzluk, rüşvet, ahlaka muhayyir meselelerin olabildiği ortaya döküldü, saçıldı. Şimdi yeni normal dediğim kavram bu. Bunlar geçmişte olmuyor muydu? Elbette her dönem olan şeylerdi. Ama belediye başkanlarının yargılanması süreçleri önceki hukuk sistemimizde farklı işliyordu. Sayın Cumhurbaşkanı da belediye başkanıyken, belediye başkanı hakkındaki iddialar müfettişlerce soruşturulur, Sayıştay bakar, sonrasında yargılama yapılırdı. Suçlu bulunursa hapse girer, hapis cezası almazsa zimmet süreçleri işlerdi. Ama şimdi bakıyoruz; belediye başkanları, başkan yardımcıları, meclis üyeleri, herkes bu noktada. Yeni dönemde siyasal transferler, Ataşehir örneğinde olduğu gibi meclis üzerinden başkan vekilliklerinin elde edilmesi, Menderes örneğinde olduğu gibi İzmir'de aynı şekilde... İşte bizim yeni normalimiz bunlar. Bu yeni normalleri algılamak gerekiyor. Bu yeni normaller perspektifinden olaylara yaklaştığımızda anlamamız daha normal. Ama 30 yıl önceki Türkiye'nin hukuk sistemi, demokrasi düzeni ve devlet kurumları üzerinden baktığımızda tabii ki çok şaşırmamız lazım. Ama ben şaşırıyor muyum? Artık şaşırmıyorum.”
"Cumhurbaşkanı Talimat Vermeden O İmza Atılmaz"
Türk siyasetinde “uyumluluk” kavramının ne ifade ettiğini değerlendiren Yaldız, merkezi iktidarla uyumlu olma tartışmasının 1960’lı yıllardan bu yana siyasetin gündeminde bulunduğunu, ancak günümüzde bu durumun çok daha belirgin hale geldiğini ifade etti. Mansur Yavaş’ın 2,3 milyar euroluk kredi süreci kapsamında Cumhurbaşkanı Erdoğan’la fotoğraf vermesini de bu çerçevede ele alan Yaldız, söz konusu imzanın Cumhurbaşkanı’nın talimatı olmadan atılamayacağını belirterek şunları söyledi:
"Eskiden, ezelden bu yana merkezi iktidarla uyumluluk hep tartışılan bir konudur siyasetin içerisinde. Bugün değil, bugün biraz daha sert tartışılıyor, dozu yüksek şekilde tartışılıyor. Ama 1960'larda da vardı bu. Merkezi hükümet Adalet Partisi'ndeyse ve yerel iktidar da aynı partidense daha uyumlu çalışırlar. Elbette ki aynı amaca, aynı davaya, aynı siyasi başarıya hizmet ediyorlar. Muhalefetse biraz daha çatışmalı olur. Siyasetin bir rekabet alanı olduğunu göz önüne aldığımızda bu çatışmanın ya da engelleme girişimlerinin hep olduğunu biliyoruz ama belki bu kadarını hiç şahit olmadık. Bu dönem biraz daha farklı."
Yaldız, uyumluluğun somut yansımalarını şöyle anlattı:
"İller Bankası'ndan nüfus başına belediyelere ödenen bir bedel var. Bu bedeli kesmek kimsenin haddine değil, kesmiyorlar da zaten. Sadece borçları tahsil ediyorlar. Kuş gibi kalıyorsunuz ve hiçbir şey yapamıyorsunuz. Ya da kredi alırken bunu şartlara bağlıyorlar. Herhangi bir iç bankadan bile kredi alırken artık Maliye Bakanlığı'nın ya da dış kredi kullanacaksanız daha üst makamların onayına ve iznine tabisiniz. Mansur Yavaş'ın 2,3 milyar euroluk krediler toplamı ile ilgili görüşme yapıp Cumhurbaşkanı Erdoğan'la fotoğraf vermesini de bu çerçevede anlamamız lazım. Cumhurbaşkanı talimat vermeden o imza atılmaz. O imza atılmadan Ankara Büyükşehir Belediyesi o krediyi kullanamaz.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı transfer olmadan önce 2 yıl boyunca, Tunç Soyer döneminde ön onayları alınmış, Dünya Bankası üzerinden gelecek olan kentsel dönüşümü ve altyapıyı kapsayan 350 milyon euroluk kredi için imza atılmadığını, onay alınamadığını Cemil Tugay defaten söyledi kamuoyuna. Şimdi bu saatten sonra bu imzalar hızlıca atılacaktır, bu paralar hızlıca gelecektir, sahaya inecektir. Bunu bilemeyiz, izleyip göreceğiz. Ama geçmişte bu uyumluluk noktasından pek uyumlu olunamadığı dönemlerde bu imzalar ya atılmıyordu ya geç atılıyordu."
"Kazananın Her Şeyi Aldığı Bir Yeni Normalin İçindeyiz"
Siyasette uyumluluk tartışmasının yalnızca merkezi iktidarla ilişkiler üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Yaldız, yerel yönetimlerde de siyasi ayrışmaların ve eşitlik tartışmalarının dikkate alınması gerektiğini ifade etti. Siyasette kazananın rakibine yaşam alanı bırakmadığı bir döneme girildiğini savunan Yaldız, bu durumu şu sözlerle değerlendirdi:
“Siyasette herkes bulunduğu alanda, kendisini ifade ettiği alanda rakibine söz hakkı, yaşam hakkı tanımıyor. Bunu sadece AK Parti veya Erdoğan için söylemiyorum. Tam tersine. İzmir 25 senedir CHP tarafından yönetiliyor. Belediyede 40 bin kişi çalışıyor. Bu kentte AK Parti 1 milyon oy alıyor. Acaba AK Partililer de eşit şekilde bu kentte yaşadıkları ya da bulundukları oranda belediyede istihdam edilmişler mi? Bunlara da bakmak lazım. Herkes bu savaşı kendi mahallesine, kendi kurallarına göre veriyor ve sonuçta kazananın her şeyi aldığı bir yeni normalin içindeyiz. Kazanan her şeyi alıyor artık. Uyumluluğa da bu perspektiften baktığında anlayacaksınız."
İzmir Seçmeni Ne Düşünüyor?
Cemil Tugay’ın olası AK Parti’ye geçişinin İzmir seçmeninde yaratacağı tepkiyi değerlendiren Yaldız, seçmenin bu ihtimale öfkeli yaklaşacağını belirterek şöyle konuştu:

"Seçmen tabii ki öfkeli. Geçmeden önce yaptığımız ölçümler var. Araştırma şirketi olarak sonuçlarını açıklamaya mezun değiliz ama seçmende bir öfke olduğunu, öfke olacağını öngörüyorduk. Cemil Tugay da AK Parti'de bu öfkeyi göze almış görünüyor şu an için. Mutsuzluk, negatif duygu haritası var. En az iki seçmenden birinde bir negatif durum söz konusu. Seçmen bu yeni normali henüz içselleştirmiş değil. Seçmen diyor ki: 'Ben İzmir'i yönetmesi için CHP'nin adayına oy verdim. CHP'nin adayı benim oylarımı alıp cebine koyup başka bir partinin kapısına götürüp bırakamaz. Bana bunu sorması lazım. Benim onayımı, benim irademi yok sayamaz.' Diyen bir grup var. Bunlar mutsuzluk yaşıyorlar, öfke halindeler, hayal kırıklığı yaşıyorlar, pişmanlık yaşıyorlar. 'Keşke biz Hamza Dağ'ı seçseydik madem öyle' diyenler de vardır mutlaka bu seçmenler içerisinde."
“İzmir’in 25 Yıllık Muhalefet Yorgunluğu”
İzmir’in uzun yıllardır merkezi iktidarla yaşadığı siyasi gerilimin kentin hizmetlerine ve gelişimine yansıdığını savunan Yaldız, temel belediye hizmetlerinden kentsel dönüşüme, kent yönetiminden Ankara’daki temsile kadar uzanan sorunlara dikkat çekti. Çöp toplama ve bertaraf süreçlerinde yaşanan aksaklıkları, İzmir’in kabinede bakanla temsil edilmemesini ve deprem riskine karşı kentsel dönüşüm ihtiyacını bu tablonun örnekleri olarak gösteren Yaldız, kentin yaşadığı süreci şöyle değerlendirdi:
“İzmir'in 25 yıllık muhalefet yorgunluğu da var. Bu yorgunluktan dolayı temel hizmetlerin bile aksadığını zaman zaman gördük. Bu şehirde çöplerin toplanamadığını yaşadık. Kastım araç, gereç, ekipman değil; katı atık bertaraf tesisi olmadığı için götürecek yer bulunamadığı için çöplerin alınamadığını, sokaklarda bırakıldığını Buca'da, Konak'ta, Karşıyaka'da, Çiğli'de gördük, yaşadık. Bu şehir, cumhuriyetin etek yemeğe büründüğü bir dönemde 'Ege'nin incisi' diye tanımlanan, ilklerin şehri, öncü şehir, fuarcılığın başkenti olmaya aday, kültür sanat alanında, entelektüalitede hep Türkiye'ye çok sayıda insan yetiştirmiş, bu alanda farkını ortaya koymuş olan İzmir, son yıllarda ister istemez iktidarla, merkezi iktidarla yaşadığı çatışmanın da etkisiyle geride bırakıldı. Birkaç ay sonra 4 yılı aşmış olacak İzmir'in kabinede bir bakanla temsil edilmediğinden bu yana. İzmir'in 4 yılı aşkın süredir kabinede bir tane bakanı yok. Çok öncelerinde üç tane olurdu, iki tane olurdu. Konya'nın dört tane var, İzmir'in yok. Birçok alanda İzmir, merkezi iktidarla olan siyasi geriliminden kaynaklı yorgunluklar yaşıyor. Temel hizmetlerde problemler yaşıyor. Kentsel dönüşüm ihtiyacı var. Büyük bir deprem şehrindeyiz, herhangi bir adım atılamıyor. Bu uyum meselesinin İzmir'i getirdiği nokta burası.”
“Hizmet gelirse Cemil Tugay kendisini seçmene affettirebilir mi?”
Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçişinin İzmir seçmeninde nasıl bir karşılık bulacağının, bundan sonraki süreçte atılacak adımlara bağlı olduğunu değerlendiren Yaldız, seçmenin tamamının aynı tepkiyi vermediğini belirtti. Transferi olumlu karşılayan ya da gelişmeye kayıtsız kalan kesimlerin de bulunduğunu söyleyen Yaldız’a göre, İzmir’in temel sorunlarına çözüm getirecek büyük ölçekli yatırımlar, bu siyasi değişimin seçmen nezdindeki karşılığını değiştirebilir:
“Bir bölüm seçmen diyor ki: 'Artık hizmet gelsin. Ne olacaksa olsun, hizmet gelsin.' Bu transferden mutluluk duyan en az yüzde 20 var. Bu transferle ilgilenmeyen, 'bana ne' diyen bir kitle de var. Ama şunu söyleyebilirim: İzmir mutsuz şu anda. Bu transferi algılayamadı şu anda. Ha bu mutsuzluk süreç içerisinde yönetilebilir mi? İşte o bahsedilen mega hizmetler... Bu kentin majör problemleri var. Örneğin körfez ıslah edilebilirse, katı atık bertaraf tesisi sorunu şehrin dört bir yanında hızlıca çözülebilirse, ikinci çevre yolu gibi, altyapı yatırımları gibi, körfez tüp geçit gibi hep gündemde olan büyük projeler, mega projeler hızlıca hayata geçirilmek için adımlar atılabilirse bu şehir bu transferden belki mutlu da olabilir. Sonuçta hizmet ve insanların yaşamını kolaylaştırma önemli. Artık İstanbul aratmayan bir trafikle yaşıyoruz. Bu bir sorun. Bu trafik sorunu için hiçbir şey yapılmadı, yapılamıyor. Ne alt geçit, ne üst geçit, ne yeni yollar, ne arterler... Hiçbir şey yapılmadığı için nüfus artıyor, araç sayısı artıyor ve dolayısıyla bu şehir 7-24 trafiği olan bir şehir haline geldi. Bütün bu transferin sonrasında eğer gerçekten hizmet gelecek olursa Cemil Tugay kendisini affettirebilir seçmene. En azından belli bir seçmene.”
Kılıçdaroğlu-Özgür Özel Tartışması: "İkisi de Haklı, Ama En Haklısı İzmir"
Özel ve Kılıçdaroğlu arasındaki Cemil Tugay üzerinden gelişen tartışmayı değerlendiren Yaldız, her iki tarafın da haklı olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu'nun "aday yapmayın dedim, beşli çetenin adamı" sözlerine karşılık Özgür Özel'in "madem öyleydi niye ihraç etmedin" çıkışını hatırlatan Yaldız, en haklının İzmir halkı olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:

"Bence hem Kılıçdaroğlu haklı hem Özgür Özel haklı. Kılıçdaroğlu diyor ki: 'Aday yapmayın dedim, beşli çetenin adamı olduğunu söyledim, aday yaptılar.' Özgür Özel de dönüyor diyor ki: 'Madem beşli çetenin adamıydı, niye ihraç etmedin? Niye disipline vermedin? Sen kurultayı kaybettikten sonra bize destek olan birini, İzmir'de değişimin önünü açmak için sahaya ilk adım atan kişiyi yok etmek için bunları hasmane bir tutumla söylediğine inanıyorum.' Buradan baktığında ikisi de haklı. Peki İzmirli? O haklı, bu haklı... Nasrettin Hoca'nın hesabı, 'sen de haklısın' noktasına geliyor. İzmirli de bu öfkeden duyduğu negatif duygulardan dolayı haklı. İzmir'de bugüne kadar baktığınızda dişe dokunur hangi hizmet, hangi yaşamsal kolaylık sağlanmış? Kavga, gürültü... Başka bir şey yok. İşçiyle kavga, memurla kavga, kamuoyuyla kavga, gazeteciyle kavga, parti içinde kavga, partinin organlarında kavga. İzmir bu kavgadan yoruldu. Genel itibariyle söylüyorum, sadece Cemil Tugay cephesi için söylemiyorum. Muhalefetin içinde düştüğü, hele şimdi CHP'lilerle Yeni Partililerin hemen her konuda birbirlerine girmeleri, birbirlerini suçluyor olmaları bu şehirdeki muhalefet yorgunluğunu bana göre daha da fazla arttıran bir konu. Millet bir süre sonra dönüp her ikisine de bakmayabilir. 'Alın yeni parti de sizin olsun, CHP de sizin olsun' diyebilir. Bambaşka bir adres bulup bambaşka bir adrese de geçebilir. Bu ihtimalleri de göz ardı etmemek lazım. Onlar haklılar ama en haklısı İzmir. İzmir halkı haklı. İzmir halkı hizmeti hak ediyor."
Meclis Aritmetiği: "Artık Hiçbir Şeye Şaşırmam"
Cemil Tugay’ın transferi sonrası İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’ndeki dengelerin nasıl değişeceğine ilişkin soruyu yanıtlayan Yaldız,Gelinen noktada ise hiçbir ihtimale şaşırmayacağını belirterek şöyle konuştu:
"Cemil Bey'den önce Foça ve Çiğli ilçeleri geçti. İşte diyorum, yeni normal, yeni Türkiye ve içindeki gelişmeleri beraber okumak gerekiyor. Onur Emrah Yıldız'ı çok yakından tanıyan biri olarak söylüyorum: O, CHP içerisinde Cemil Tugay'a siyasi yasak gelmesi halinde kendisini onun yerine koyan, Büyükşehir Belediye Başkanı olmayı düşleyen biriydi. Cemil Tugay'dan önce geçti, AK Parti'ye kapağı attı. Şu anda 4-5 tane ilçe belediye başkanının Cemil Tugay'ın düzenleyeceği bir organizasyonla AK Parti rozeti takacağı konuşuluyor. Kuzeyde neredeyse Dikili dışında ilçe kalmayacak muhtemelen. Kınık ve Bergama konuşuluyor, Tire konuşuluyor, Bayındır konuşuluyor, Kiraz konuşuluyor, Karaburun konuşuluyor. Metropoldeki ilçeler konuşuluyor. Bu da normal. Aydın Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu AK Parti'yi tercih ettiğinde koçbaşı olmuştur, yolu açmıştır, kendisini feda etmiştir. O dönem çok yüksek bir tepkiyi göze almıştır ve arkasından çok sayıda belediyeyi, çok sayıda milletvekilini beraberinde getirmiştir. Artık CHP ile AK Parti birbirine yakınlaşmıştır, birbirlerinden geçiş normal kabul edilmiştir. Üstüne İzmir gibi, yabancı basında 'laiklerin kalesi', 'muhalefetin kalesi', 'laik muhaliflerin kalesi' diye tanımlanan bir şehir AK Parti rozeti taktıktan sonra... Bayındır Belediye Başkanı'nı kimse tartışmaz, Balıkesir Belediye Başkanı'nı da kimse tartışmaz. Bu saatten sonra Balıkesir'de geçse gazetecilik diliyle söylüyorum haber olmaz, manşet olmaz. Manşet İzmir'dir. Bunun gelebileceği en üst nokta İzmir'dir. İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi'nde 93 tane yeni partinin meclis üyesi var. Bu rakamın 93'te kalıp kalmayacağını bile öngörebilen var mı? Ben artık bıraktım. 'Geçer geçmez, o kalır, bu gitmez, asla geçmez' diyeceğim. 3 ya da 4 tane ilçe belediye başkanı var İzmir'de. 'Ne olursa olsun hapse girer geçmez' diyebileceğim. O nedenle AK Parti'nin transferlerle beraber meclis üstünlüğünü ele geçirmesi bile benim için artık sürpriz değil.”
“Kişi Kendinden Bilirmiş İşi”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçişinin ardından İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde genel sekreterin asıl yönetici konumuna geleceği ve Tugay’ın sembolik bir başkan olarak kalacağı yönündeki iddiasına Ümit Yaldız, “Kişi kendinden bilirmiş işi” sözleriyle karşılık verdi. Özel’in geçmişte İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne genel sekreter atama girişimini hatırlatan Yaldız, tartışmayı liderlik ve belediye yönetimindeki güç ilişkileri üzerinden değerlendirdi:
“Sayın Özgür Özel, Karşıyaka'da 5 yıl boyunca performansı belli olan birini, kurultaydaki tavrı nedeniyle ödüllendirip İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı yaptığında muhtemelen böyle düşünmüştü. Seçimden hemen sonra eski genel başkan yardımcısı Aykut Erdoğdu'yu genel sekreter yapmak istedi İzmir'e. O dönem Cemil Tugay bu baskıya direndi. Ha hep bütün baskılara direnmedi tabii ki. İstanbul'dan genel sekreter getirdi. Ekrem İmamoğlu'nun çok güçlü olduğu dönemlerde... Ekrem İmamoğlu'nun ayağına taş takılır takılmaz da o genel sekreteri gönderdi. Üstüne bir de disiplin soruşturması açtı onunla ilgili. Cemil Bey'in yoğurt yiyişi farklı. Cemil Bey, güçlü bir lider varsa o güçlü lidere itaat etme konusunda, onunla birlikte hareket etmek konusunda bir sorun yaşamıyor. Ben AK Parti'de de bu anlamda bir sorun yaşayacağını düşünmüyorum. Sorun Özgür Özel'in güçlü lider olamayışında. Karizmatik ve güçlü bir lider olamadığı için kendi önerdiği Aykut Erdoğdu'nun genel sekreterliğini kabul ettiremedi. Muhtemelen o dönemki tecrübesi de bu yorumların altında bir sebeptir diye düşünüyorum.”
Genel sekreterlik için hangi isimler konuşuluyor?
Belediyenin genel sekreterlik makamı için olası isimlere de değinen Yaldız, Kınık eski Belediye Başkanı Sadık Doğruer’in adını duyduğunu, İstanbul’da seçimi kaybeden belediye başkanlarından birinin de bu göreve getirilebileceğinin konuşulduğunu aktardı. Bu ihtimali, AK Parti’nin sonradan yönetimine katılan belediyelerde uyguladığı yöntemlerden biri olarak değerlendirdi:
“Örneğin Sadık Doğruer'in adını duydum. Kınık Eski Belediye Başkanı, Cemil Tugay'ın da meslektaşı, doktor. Dolayısıyla AK Parti'yi de çok iyi bilir, tanır. O işi de layıkıyla yapar. Son iki yıldır İzmir İl Kültür Turizm Müdürü. Onun dışında İstanbul'dan seçim kaybetmiş belediye başkanlarından birinin olabileceği söyleniyor. Mesela buna somut örnek olarak söyleyeyim: Eski Eyüp Belediye Başkanı, seçimi kaybeden Eyüp Belediye Başkanı şu an Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin genel sekreteri. Buna benzer bir formül olabileceği söyleniyor. Bu, AK Parti'nin sonradan elde ettiği illerde ve ilçelerde, belediyelerdeki yöntemlerinden bir tanesi.”
“İzmir’i yönetmek için genel sekreter ataması gerekmiyor”
Yaldız, genel sekreter ataması üzerinden yürütülen tartışmanın, AK Parti’nin İzmir Büyükşehir Belediyesi üzerindeki etkisini açıklamak için tek başına yeterli olmadığını savundu. Cemil Tugay’ın rozet törenindeki açıklamalarına işaret eden Yaldız, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile kurulan siyasi ilişkiye dikkat çekti:
“Ama ben şu kadarını söyleyeyim: İzmir'i yönetmek için illa da buraya bir genel sekreter ataması gerekmiyor AK Parti'nin. Çünkü biliyorsunuz, kamuoyu da bunu öğrendi; cumhurbaşkanına çok büyük hayran olan bir başkan var artık İzmir'de. Cemil Tugay'ın rozet törenindeki konuşması ortada. Erdoğan'a karşı bu anlamda sevgi, sempati anlamında boş değil. Erdoğan'ın çeyrek asırdır istediği şehirlerden birinin anahtarını verdi.”
Belediye Şirketlerinde Değişiklik Bekleniyor mu?
Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçişiyle birlikte İZSU gibi belediye şirketlerinde ve diğer kurumların yönetiminde bir değişiklik beklenip beklenmediği sorusuna Yaldız, Tugay'ın değişim alışkanlığına dikkat çekerek yanıt verdi:
“Değişimden kasıt, İZSU'ya bir genel müdür atanmasıysa... Önemli olan uyumlu çalışmak. Ben genel sekreterin ötesine hemen geçeceğini düşünmüyorum. Bu tabii ki bir tahmin. Ama genel merkezden AK Partililer diyebilir ki: 'Genel sekreteri, ESHOT genel müdürünü, İZSU genel müdürünü biz göndereceğiz.' Bunun anlaşmanın hangi koşullarda yapıldığını bilemiyoruz. Kaldı ki transfer sürecinde Cemil Başkan'ın 'Kendi kadromla çalışmak isterim' dediğini ve bu konuda da cumhurbaşkanından onay aldığı yazıldı gazetelerin bazılarında. Bu da olabilir. Bir süre kendi kadrosuyla çalışması sağlanabilir. Sonuç itibariyle belki sadece genel sekreter atamasıyla kalabilir. Genel sekreter, bütün belediye yönetme gücüne sahiptir; doğru bir genel sekretere yeterliliği vardır. Dolayısıyla izleyip göreceğiz. Bunlar ne konuşursak boş, tahminden ibaret. Ama değişim olur mu? Cemil Başkan değişimi sever.”
Bergama Örneği: “Rakip Olabiliriz Ama Hasım Değiliz”

AK Parti Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyüp Kadir İnan’ın Bergama Belediye Başkanı Tanju Çelik’i ziyaret ederek 144 milyon liralık kredi desteğini açıklaması ve “Siyasette rakip olabiliriz ama hasım değiliz” mesajı, Muhalefetteki belediyelerin hizmet üretmesi için iktidar partisine geçmesinin gerekip gerekmediği sorusunu değerlendiren Ümit Yaldız, Bergama’nın geçmişte AK Parti ile doğrudan siyasi bağı bulunan belediye başkanlarından birine sahip olduğuna dikkat çekti:
“Bergama Belediye Başkanı Tanju Çelik, geçmişte AK Parti ile bir biçimde ilişkilenmiş birisi. Biliyorsunuz AK Parti'den milletvekili aday adayı olmuştu. Yeni partili ya da CHP'li belediye başkanları arasında, 28 ilçe belediye başkanı arasında AK Parti ile doğrudan teması olan birkaç tane ilçe vardı. Bunlardan birisi Bergama, bir tanesi Kiraz. Geçmiş dönem üyelikleri var bunların. Şimdi onların transferi kimse için sürpriz olmaz. Bergamalı için de olmaz, bizim için de olmaz. Ve uyum problemleri yaşamazlar diye tahmin ediyorum.”
Transferler teşkilatlarda nasıl bir karşılık bulacak?
Bergama örneğinin, belediye başkanlarının parti değiştirmesinden daha geniş bir tartışmayı beraberinde getirdiğini belirten Yaldız, farklı partilerden AK Parti’ye katılan belediye başkanlarının sayısına ve bu geçişlerin parti teşkilatları üzerindeki olası etkilerine dikkat çekti. Yaldız’a göre, yıllardır teşkilatlarda çalışan ve gelecekte aday olmayı bekleyen isimlerin bu süreçte nasıl konumlanacağı önemli bir soru:
“Bergama örneğinde aslında bu sürecin farklı bir versiyonunu da görebiliriz. İstatistiklere baktım: 34 tane Yeniden Refah Partili belediye başkanı geçmiş. Ki Yeniden Refah, AK Parti'yi bölme potansiyeli en yüksek olan parti. Bunlar arasında büyükşehir, il, ilçe, belde varmış. Çok sayıda, 10 civarında İyi Partili var. Herkes geliyor. Ama ya bu teşkilat mensupları ne yapacak? Burada bir sürü emekçi var. Bunlar yarın aday olmak istediklerinde, bu gelenler aday yapıldığında ne olacak?”
“Teşkilatın motivasyonu ne olacak?”
Yaldız, transferlerin yalnızca seçmen ve belediye yönetimleri açısından değil, parti içinde uzun süredir çalışan isimler bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Cemil Tugay’ın aday gösterilmesi örneğini veren Yaldız, yerel siyasette adaylık beklentileri ile parti teşkilatlarının emeği arasındaki dengeye işaret etti. Bergama, Ödemiş ve Kınık gibi ilçelerde yaşanabilecek tepkilerin de hesaba katılması gerektiğini belirtti:
“Cemil Tugay geldi. Çalışan milletvekilleri vardı son dönemleri olduğu için; Atilla Kaya, Ceyda Bölünmez Çankırı gibi. Ve açıkça bu göreve talip olabilme potansiyeli taşıyanlar vardı. Cemil Tugay aday yapıldığında bu kişilerin, teşkilatın motivasyonu ne olacak? Bergama örneğini şu yüzden önemli: Bergama zaten AK Parti'nin belki stratejik sebeplerle kaybettiği, rahatlıkla da geri alabileceği bir ilçe. Ödemiş öyle, Kınık öyle. Bu tip ilçeler var. Bu tip ilçelerde transfer ettiğinizde, bu ilçelerdeki teşkilatları küstürme, onların tepkisiyle karşılaşma ihtimali var. O nedenle yumuşak yönetilen süreçler var burada.”
Eyüp Kadir İnan’ın “kutuplaşma” mesajı
AK Parti Genel Sekreteri Eyüp Kadir İnan’ın “Artık kutuplaşma siyasetinin raf ömrü doldu” açıklamasını da değerlendiren Yaldız, İnan’ın İzmir’de etkili bir siyasi figür olduğunu ve ilçe belediyelerinin sorunlarının çözümünde rol üstlendiğini söyledi. Siyasi kutuplaşmanın seçmenleri uzun süre karşıt mahallelere hapsettiğini belirten Yaldız, taraflar arasındaki yakınlaşmanın gelecekte farklı siyasi aktörlere de fırsat yaratabileceğini dile getirdi:
“Ben Eyüp Kadir İnan'ı izliyorum. İzmir'de güçlü bir siyasi figür ve kentin lehine çok sayıda işi de var. Bergama'daki millet bahçesi bunlardan biridir. Yaşanan kolaylık bunlardan biridir. Bu şehrin ilçe belediye başkanlarının problemlerini, kendisine akseden problemlerini çözmüştür, destek olmuştur. Eyüp Kadir İnan, birkaç gün önce başka bir ulusal canlı yayında şunu söylüyor: 'Artık kutuplaşma siyasetinin raf ömrü doldu' diyor. AK Partili, CHP'li, yıllarca Dem Partili, HDP'li, sosyalist, başka bir takım yapılar... Kutuplar oluşturuldu ve bu kutuplar arasında seçmenler kilitlendi, konsolide edildi. O seçmen artık ne olursa olsun karşı cepheye bakmadı, karşı mahalleye gitmedi, gitmeyi aklından bile geçirmedi. Şimdi mahalleler birbirine yaklaştı. Bugün bu CHP aleyhine ya da yeni parti aleyhine görünüyor olabilir ama yarın CHP ve yeni parti muhalefet gücü topladığında bu yakınlaşmanın fırsatlarını onlar da toplayacaklardır.”
Yerel Seçimler: “İzmir Hizmetle İkna Edilebilir”
Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçişinin İzmir’deki siyasi dengelere etkisi ve 2029 yerel seçimlerinde ortaya çıkabilecek tabloyu değerlendiren Ümit Yaldız, kentin uzun yıllardır CHP’nin kalesi olarak tanımlanmasına karşın AK Parti’nin de önemli bir seçmen tabanına sahip olduğunu hatırlattı. Yaldız’a göre İzmir’deki rekabet, yerel seçim sonuçlarında ortaya çıkan oy farklarının da gösterdiği gibi, yalnızca “kale” söylemi üzerinden okunamaz:
“Biz İzmir'e hep son yıllarda 'CHP'nin kalesi, muhalefetin kalesi' dedik. Doğru. Fakat bunu söylerken AK Parti'nin, İzmir'de 1 milyon oy aldığını unutuyoruz. Binali Yıldırım 2014'te 1 milyon oy aldı. 2014, 2026... 12 yıl önce 1 milyon oy aldı. O zaman neredeyse, Yıldırım'ın 1 milyon oy aldığında Aziz Kocaoğlu'nun oyunu hatırlayın, yine bugünkü seviyededir, 1 milyon 300 bin civarındadır. AK Parti ile CHP arasında ya da muhalefet arasında evet yerelde farklı bir rekabet var ama 200-300 bin farkına kadar indi. Hamza Dağ ile Cemil Tugay arasındaki fark da 300 bin.”
“İzmir’de muhalefet bloğu eriyor”
İzmir’de muhalefetin seçmen desteğindeki gerilemenin nedenlerini belediye performansı ve kentle kurulan ilişkinin yıpranması üzerinden ele alan Yaldız, temel hizmetlerdeki aksaklıkların siyasi sonuçlar doğurabileceğini savundu. Cemil Tugay’ın önündeki dönemde kentin öncelikli sorunlarına yönelik adımlar atması halinde seçmenin yaklaşımının değişebileceğini belirtti:
“İzmir'de muhalefet bloğu eriyor. Bunun en önemli sebebi performans. Şehirle kurulan ilişkinin yıpranması, temel hizmetlerdeki aksama, siyaseten karşı tarafın daha güçlü pozisyonunu koruyor olması... Eğer Cemil Tugay, 2 yılı aşkın bir sürede, seçimin zamanında yapılırsa, önceden bahsettiğimiz, saydığımız sorunların ikisine üçüne eğilir, diğerlerine de başlar ya da başlamaya yaklaşırsa bu şehrin fikrini değiştirebilir.”
“İzmir CHP’den, Türkiye AK Parti’den yoruldu”
Yaldız, İzmir’de CHP’ye yönelik seçmen yorgunluğunu değerlendirirken parti içi dengelerin aday belirleme süreçlerine etkisini de gündeme getirdi. CHP’nin kenti uzun süredir kazanacağı varsayımıyla hareket ettiğini ve bazı aday tercihlerinde ilçelerin ihtiyaçlarından çok parti içi hesapların belirleyici olduğunu öne süren Yaldız, bu yaklaşımın belediyelerin performansına da yansıdığını söyledi:
“Benim hep söylediğim bir şey vardı, son iki yıldır bunu sık sık tekrar ettim: 'İzmir CHP'den, Türkiye AK Parti'den yoruldu.' Bu, uzun süreli iktidarlarda hep olan bir şeydir. Uzun süreli iktidarlar yorar. İzmir CHP'den niye yoruldu? Çünkü CHP İzmir'i çantada keklik gördü. Her seçimde paraşütle adaylar indirdi. 'Nasıl olsa seçilecek' denildi. Son seçim örneğini veriyorum: Bornova'ya başvurmuş adayı, Karabağlar gibi İzmir'in en büyük, en sorunlu ilçesine gönderdi mesela. Bu kolaylığı yaptı. Neden? Çünkü her ikisi de seçilecek. Karşıyaka'dan birini Karaburun'a göndermeye kalktı. Geçmiş dönemlerde de öyle. Konak adayı olarak Hüseyin Mutlu Akpınar 10 ay seçim çalışması yaptı, 11. ayda kendisini Karşıyaka Belediye Başkan adayı buldu. Yani şehrin dengeleriyle, şehirdeki hizmet perspektifiyle ya da sorunlarıyla ilgili değil. Tamamen Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendi içindeki kurmaylarının ya da yöneticilerinin koltuk kaygılarıyla adaylar belirlendi. Bu da performansa yansıdı.”
Aday değişiklikleri ve yönetim istikrarsızlığı
CHP’de genel başkan ve merkez yönetim kadroları değiştikçe önceki dönemin kadrolarının tasfiye edildiğini savunan Yaldız, İzmir’de belediye başkanlarının görev sürekliliğinin de bu durumdan etkilendiğini belirtti. Parti içi dengeler ve değişen yönetim tercihleriyle şekillenen bu sürecin İzmirlilerde yorgunluk yarattığını ifade etti:
“Her dönem, her gelen genel başkan ya da merkez kadrosu bir önceki dönemi tamamen toptan tıraş etti. İzmir'de iki dönem üst üste ilçelerde görev yapan belediye başkanının sayısı bir elin parmağını geçmez. Bu istikrarsızlık, parti içi kaygılarla, korkularla yönetilen süreçler İzmirlileri yordu.”
İzmir’in Öfkesi Hizmetle Yumuşayabilir
İzmir’de Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçişine yönelik tepkinin, kentin temel sorunlarına çözüm üretilmesi halinde zamanla değişebileceğini değerlendiren Ümit Yaldız, körfez, su ve trafik sorunlarını örnek gösterdi. Ancak seçmenin hizmetlerden memnun kalmasıyla siyasi tepkisini sürdürmesi ihtimalini birbirinden ayıran Yaldız, bu noktada muhalefetin gelişmeleri nasıl okuyacağına ve seçmene nasıl anlatacağına dikkat çekti:
“Makul ve mantıklı bir şekilde şehrin majör sorunlarına el atıldığını düşündüğünüzde... Örneğin körfezin yüzülebilir hale geldiğini ya da gelmeye başladığını, kokmadığını, su probleminin kalıcı olarak çözüldüğünü, trafik sorununa neşter vurulduğunu düşündüğünüzde... Ben İzmirlinin bugünkü öfkesini koruyacağı kanaatinde değilim. AK Parti organik olarak da alabilir. diyeceksiniz ki seçmen buna tepkisini saklar, sandıkta konuşursa... Ki bu da bir ihtimal dahilinde, bu da güçlü bir ihtimal. ‘Kardeş siz yapın işinizi ama biz bu irade gaspını size ödeteceğiz’ modunda olabilirler. Bu da tabii ki yine muhalefetin siyasi iletişim kodlarını doğru okumasıyla ve doğru anlatmasıyla ilişkili.”
Muhalefetin Önündeki Sınav: Aday, Kadro ve Siyasi İletişim
Yaldız’a göre İzmir’de seçmenin tepkisini doğru okumak, muhalefetin seçim kazanması için tek başına yeterli olmayacak. Yeni bir siyasi yapılanmanın örgütlenme kapasitesi, aday tercihleri ve kente sunacağı vaatler de belirleyici olacak. 2028’de yapılması beklenen genel seçimin yerel siyasi dengeler üzerindeki etkisine de değinen Yaldız, İzmir’deki seçmen yorgunluğunu doğru değerlendiren bir muhalefetin hâlâ sonuç alabileceğini, buna karşılık kamu kaynaklarıyla desteklenen hizmetlerin seçmenin tercihini değiştirebileceğini savundu:
“Muhalefetin o günkü adayıyla ilişkisi, kuracağı kadroyla ilişkisi... Yani yeni parti dikiş tutabilecek mi? Örgütlenmesini sağlıklı yapabilecek mi? İlçe başkanı, il başkanı doğru olabilecek mi? Adayı doğru olabilecek mi? Şehre ne anlatacak? Seçimlerin zamanında yapıldığını düşünürsek tabii ki önden bir de genel seçim var biliyorsunuz. Genel seçim 2028'de çok etkili olacaktır. Ama sonuçta İzmir yorgun. Bütün o yorgunluğunu bugünkü öfkeyle birlikte okuyabilen bir muhalefet sonuç alabilir halen daha. Ama bütün kredi musluklarının, bütün kamu kaynaklarının seferber edilmesi halinde İzmir hizmetle çok rahat ikna edilebilir. Zaten iki parti arasındaki farkın 300 bin olduğunu düşündüğümüzde bu çok mümkün geliyor.”
















































Yorumlar