Gültekin Uysal: “İktidar Meksika sınırı gibi bir sınır çizmiş”

ÖZEL HABER
Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, www.izmiryasam.net’e yaptığı özel açıklamalarda Bergama ziyaretinde gündeme getirdiği “makbul vatandaş” kavramını açtı. İktidara yakın olanlarla diğer vatandaşlar arasında temel hak ve özgürlüklerin kullanımı bakımından fiilî bir ayrım bulunduğunu savunan Uysal, belediye başkanlarının parti değişimlerini de bu çerçevede değerlendirdi. Ekonomik krizden fon soruşturmasına, erken seçim ve yeni anayasa tartışmalarından İzmir’in siyasi kimliğine kadar gündemi değerlendiren Uysal, “Milletin iradesini de kimse alıp götürüp bir yere ciro edemez” dedi.
Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, www.izmiryasam.net’e yaptığı özel açıklamalarda Türkiye’nin siyasi gündemindeki gelişmeleri değerlendirdi. Fon soruşturmasında 19 Ağustos tarihine dikkat çeken, ekonomik politikaların yoksulluğu derinleştirdiğini savunan Uysal’ın açıklamalarında öne çıkan başlıklardan biri, geçtiğimiz günlerde Bergama ziyaretinde dile getirdiği “makbul vatandaş” ve “makbul siyasi parti” tanımlamaları oldu.
Bergama’da, “İnsanların ve siyasilerin birbiriyle duruşları iktidarın menfaatine, zamanlamasına göre değişiyor. Makbul vatandaş, makbul siyasi parti tanımlamaları yapılıyor” diyen Uysal, İzmir Yaşam’ın sorusu üzerine bu değerlendirmesini genişletti. Türkiye’de iktidarın siyasi ve toplumsal yaşamda bir sınır oluşturduğunu savunan Uysal, “İktidar Meksika sınırı gibi bir sınır çizmiş” sözleriyle tartışmanın çerçevesini ortaya koydu.
İŞTE GÜLTEKİN UYSAL’IN “MAKBUL VATANDAŞ” AÇIKLAMASI
Temel hak ve özgürlüklerin iktidara yakınlık üzerinden farklı biçimlerde kullanılabildiğini ileri süren Uysal, belediye başkanlarının AK Parti’ye geçişlerini de bu siyasi tablodan bağımsız değerlendirmedi. Ekonomiden demokrasiye, seçim takviminden İzmir’in tarihsel kimliğine kadar pek çok konuda açıklamalarda bulunan Uysal, seçmen iradesinin siyasi geçişlerle ortadan kaldırılamayacağını vurguladı.
“MAKBUL VATANDAŞ” KİM, MAKBUL OLMAYANLAR KİM?

Uysal’ın Bergama ziyaretinde kullandığı “makbul vatandaş” ifadesi, İzmir Yaşam’ın özel görüşmesinde Türkiye’de temel hak ve özgürlüklerin kullanımı ile siyasi iktidar arasındaki ilişki üzerinden ele alındı. İktidarın kendi sınırlarını çizdiği bir siyasi ve toplumsal düzen oluştuğunu savunan Uysal, bu sınırın bir tarafında makbul kabul edilenlerin, diğer tarafında ise haklarını ancak izin verildiği ölçüde kullanabildiğini düşündüğü kesimlerin bulunduğunu söyledi.
Uysal, değerlendirmesinde vatandaşların yanı sıra gazetecilere ve sanayicilere de dikkat çekti. Temel hak ve özgürlüklerin herkes için eşit biçimde kullanılabilmesi gerektiğine işaret eden Demokrat Parti Genel Başkanı, mevcut uygulamalarda iktidara yakın olanlarla diğer kesimler arasında fiilî bir ayrım oluştuğunu savundu.
Uysal, konuyu şu sözlerle açıkladı:
“Türkiye’de iktidar, Meksika sınırı gibi bir sınır çizmiş. Türkiye’de temel hak ve hürriyetleri, kendilerinin yandaşı hâline gelmiş makbul vatandaş kullanacak. Onun dışındakiler müsaade edildiği kadar kullanacak. Böyle bir hâl var. Fiziki olarak, fiilî olarak. Onu ifade etmeye çalıştım.”
Uysal’ın açıklamasında öne çıkan nokta, “makbul vatandaş” kavramının yalnızca siyasi tercihlerle sınırlı olmadığı yönündeki değerlendirmesiydi. İktidara yakınlığı bulunanlarla diğer vatandaşların haklarını kullanabilme koşullarının farklılaştığını ileri süren Uysal, meselenin soyut bir siyasi tartışmadan ibaret olmadığını, fiilî uygulamalar üzerinden ele alınması gerektiğini söyledi.
Bergama’daki açıklamasında insanların ve siyasilerin tutumlarının iktidarın menfaatlerine ve zamanlamasına göre değiştiğini belirten Uysal, böylece “makbul vatandaş” ve “makbul siyasi parti” tanımlamalarını aynı siyasi yaklaşımın parçaları olarak değerlendirdi. İzmir Yaşam’a yaptığı açıklamalarda da bu yaklaşımını sürdürerek temel hak ve özgürlüklerin kullanımının siyasi yakınlığa bağlı olmaması gerektiğine işaret etti.
Uysal’dan parti değiştiren belediye başkanlarına ilişkin değerlendirme
Uysal’ın Bergama’da gündeme getirdiği “makbul vatandaş” tartışması, İzmir Yaşam’ın özel görüşmesinde belediye başkanlarının parti değişimleri üzerinden de ele alındı. Son dönemde bazı belediye başkanlarının AK Parti’ye geçişlerini hatırlatan İzmir Yaşam, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ı da örnek göstererek Uysal’a, “Makbul başkan mı oluyor?” sorusunu yöneltti.
Uysal, belediye başkanlarının iktidarla birlikte hareket etme tercihini soruşturma, kovuşturma ve denetim süreçleri üzerinden değerlendirdi. İktidar gücüyle hareket eden belediye başkanları açısından denetimlerden uzak, keyfî bir alan oluştuğunu savunan Uysal, şöyle konuştu:
“Netice itibarıyla her tür soruşturmadan, kovuşturmadan, denetimden ari bir keyfî alan inşa edilmiş. Özellikle belediye başkanları bu noktada iktidar gücüyle beraber hareket etmeyi yeğliyorlar.”
Uysal, belediye başkanlarının siyasi tercihlerine ilişkin bu değerlendirmesinin ardından İzmir’in demokratik kimliğini ve seçmen iradesini gündeme getirdi. Kentteki siyasi değişimlerin seçmenin ortaya koyduğu iradenin önüne geçemeyeceğini belirten Uysal, şöyle konuştu:
“İzmir inanıyoruz ki demokrat İzmir’dir. Milletin iradesini de kimse alıp götürüp bir yere ciro edemez. Milletin iradesi ortadadır.”
“İZMİR’İN ÜSTÜNDE TEPİNEN SİYASİLER DE DERS ÇIKARMALI”

Uysal, İzmir’deki siyasi gelişmelerin Türkiye’deki kutuplaşma ortamından bağımsız ele alınamayacağını da belirtti. Kentte uzun süredir siyaset yapan aktörlerin yaşanan gelişmelerden ders çıkarması gerektiğini ifade eden Uysal, bu değerlendirmesinde doğrudan İzmir’i işaret etti.
“İzmir başta olmak üzere bu kutuplaşma dolayısıyla uzun yıllardır İzmir’in üstünde tepinen siyasiler de buradan kendilerine önemli dersler çıkarmalı.”
FON SORUŞTURMASINDA “19 AĞUSTOS” VURGUSU
Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, fon soruşturmasında 19 Ağustos tarihinin ayrıca incelenmesi gerektiğini savundu. Uysal, basınayaptığı açıklamada, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu tarihte Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) gönderdiğini belirttiği “gizli müzekkere”den haberdar olduğu öne sürülen 440 kişinin, 1-16 Eylül tarihleri arasında toplam 401 milyar liralık fon satışı yaptığını iddia etti. Uysal, ayrıca 31 Ağustos’ta, Bulls Portföy ile bağlantısı bulunduğunu ileri sürdüğü Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısının görevden alınarak Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu (BTK) üyeliğine atanmasına dikkat çekti.
İzmir Yaşam’a yaptığı açıklamada da soruşturmanın yalnızca adli boyutuyla sınırlı değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Uysal, bakanlar, bakan yardımcıları ile BDDK ve SPK üyelerinin de gündeme geldiği bir siyasi ve bürokratik ilişki ağına işaret etti. İktidarın siyasi riskini azaltmak amacıyla bazı isimleri gözden çıkardığını öne süren Uysal, 19 Ağustos’u sistemdeki sorunların ortaya çıkarılması bakımından önemli bir dönüm noktası olarak nitelendirdi.
“ENFLASYONLA MÜCADELE PROGRAMI YOK, YOKSULLUĞU ARTIRMA PROGRAMI VAR”
Fon soruşturmasının vatandaşa maliyetine ilişkin soruya da yanıt veren Uysal, ortaya çıkan ekonomik sonuçların yalnızca rakamlarla ölçülemeyeceğini söyledi. Borsadaki değer kaybı ve kurumlara duyulan güvenin azalması gibi sonuçların ölçülebilir boyutları bulunduğunu belirten Uysal, yaşananların vatandaş açısından yoksulluk ve enflasyon olarak karşılık bulduğunu savundu.
Uysal, Türkiye’de uygulanan ekonomi politikalarına ilişkin eleştirisini şu sözlerle dile getirdi:
“Türkiye’de bir enflasyonla mücadele programı yok zaten. Yoksunluk artırma programı var. Yoksulluğu artırma programı var. Uygulanan politikalar maalesef yoksulluğu derinleştiren politikalar.”
Uysal, ekonomik sorunların vatandaşın günlük hayatını doğrudan etkilediğini belirterek iktidarın belirli dönemlerde emeklileri, çiftçileri ve diğer vatandaşları sınırlı ekonomik rahatlamalarla ikna edebileceği düşüncesiyle hareket ettiğini ileri sürdü.
“Son çeyrekte enseye deyim yerindeyse bir parmak bal çalarız. Yine emekliyi ikna ederiz, vatandaşı ikna ederiz, çiftçiyi ikna ederiz gibi. Bu böyle olmamalı.”
“BUNDAN SONRA HER ADIM SEÇİME DÖNÜK BİR ADIM”
Türkiye’de seçim takvimine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Uysal, ekim ayında Meclis’in açılmasıyla birlikte atılacak adımların seçim gündemiyle bağlantılı olacağını düşündüğünü ifade etti.
“Artık Ekim itibarıyla Meclis açıldı. Türkiye’de bundan sonra her adım seçime dönük bir adım. Tabii olağanüstü şartlar var.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın görevde kaldığı sürece ülkeye hizmet etmek istediği yönündeki açıklamalarını hatırlatan Uysal, anayasanın cumhurbaşkanlığı için öngördüğü iki dönem sınırı üzerinden erken seçim ihtimalini değerlendirdi. Olası bir erken seçim kararının zamanlamasının ve anayasa değişikliği tartışmalarının birlikte ele alınabileceğini belirten Uysal, mevcut siyasi ortamı dikkate almak gerektiğini söyledi.
Yeni anayasa tartışmalarına da değinen Demokrat Parti Genel Başkanı, iktidarın bu konudaki söylemlerine güven duymadığını ifade etti. Türkiye’de gazetecilerin, yayın kuruluşlarının ve siyasetçilerin baskı altında olduğunu savunan Uysal, bu koşullarda demokratik genişlemeden söz edilmesini eleştirdi.
“Bu kadar hukuksuzluk olurken, bu kadar gazetecisinin, yayın kuruluşunun, siyasetçisinin ensesinde ilmik sallandırırken… Bunları yapanların Türkiye’de demokratik bir genişleme gibi bir niyetinin olmadığının ispatı neyi konuşacaksınız?”
“İZMİR, OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E UZANAN TARİHİN ÖNEMLİ BİR NİRENGİ NOKTASI”
Demokrat Parti Genel Başkanı Uysal, İzmir’e ilişkin değerlendirmesinde kentin tarihsel ve siyasi kimliğine vurgu yaptı. İzmir’in Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte önemli bir yere sahip olduğunu belirten Uysal, partisinin siyasi geleneğinin kentle kurduğu bağın bugün de sürdüğünü düşündüğünü söyledi.
“İzmir’e bakarsam hakikaten Osmanlı’dan Cumhuriyet’e İzmir çok önemli bir nirengi noktası. Bizim geleneğimiz, bizim siyasi hareketimiz; bugün de o kodların değiştiğini düşünmüyorum.”
İzmir’in mevcut siyasi konjonktürde iktidarın politikalarına yönelik bir itiraz taşıdığını savunan Uysal, kentin siyasi tercihlerinin Türkiye’deki kutuplaşma ortamından bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirtti. İzmir’in demokratik kimliğine ilişkin değerlendirmesinde, Türkiye’nin sağlıklı işleyen bir toplumsal yapıya ve demokrasiye kavuşmasının önemini vurguladı.
Uysal, İzmir’deki siyasi değişimi Türkiye’nin demokratik işleyişiyle ilişkilendirerek şu ifadeleri kullandı:
“Ben, Türkiye’nin sağlıklı işleyen bir toplumsal yapıya, sağlıklı işleyen bir demokrasiye kavuştuğu günün turnusol testi aslında İzmir’deki değişimin de somut hale gelmesiyle olacak diye düşünüyorum.”
Uysal’ın bu değerlendirmesi, İzmir’de ortaya çıkacak siyasi tablonun Türkiye’nin genel demokratik işleyişine ilişkin önemli bir gösterge olacağı görüşünü yansıttı.
“KENDİ İSİM VE AMBLEMİMİZLE MİLLETİN ÖNÜNDE OLMAK İSTİYORUZ”
Seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte olası ittifaklar hakkındaki soruyu da yanıtlayan Uysal, Demokrat Parti’nin kendi siyasi kimliğiyle seçmenin karşısına çıkma hedefini öne çıkardı. İttifak meselesinin ayrıntılı değerlendirmeler gerektirdiğini belirten Uysal, partisinin kendi adı ve amblemiyle siyaset yapma iradesini şu sözlerle ifade etti:
“Demokrat Parti olarak biz kendi isim ve amblemimizle milletin önünde olmak gibi bir derdimiz var.”














































Yorumlar