top of page

Haydar Altıntaş: “İzmir bir master planla devlet projesi olarak ele alınmalı”

27 dakika önce
11 dakikada okunur
Haydar Altıntaş: “İzmir bir master planla devlet projesi olarak ele alınmalı”

ÖZEL HABER


Demokrat Parti İzmir Milletvekili ve Parti Sözcüsü Haydar Altıntaş, İzmir Yaşam’a yaptığı özel açıklamada, meslek odalarından siyasi transferlere, belediyelere yönelik soruşturmalardan Çandarlı Limanı’na, su sorunundan tarımsal üretime kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. İzmir’in körfez kirliliği, çöp ve trafik gibi sorunlarının ötesinde yapısal bir gerileme yaşadığını savunan Altıntaş, kentin tarım, sanayi, ulaştırma ve turizm potansiyelinin birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Altıntaş, “İzmir bir master planla devlet projesi olarak ele alınıp herkes üstüne düşeni yaparak çözmelidir ki dünyanın marka bir şehri olsun” dedi.

Demokrat Parti İzmir Milletvekili ve Parti Sözcüsü Haydar Altıntaş, www.izmiryasam.net’e verdiği özel röportajda Türkiye’nin demokratik kurumlarının işleyişinden İzmir’in ekonomik ve sosyal geleceğine kadar uzanan geniş bir çerçevede görüşlerini açıkladı. Meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarının üyeleriyle bağlarının zayıfladığını savunan Altıntaş, siyaset kurumundaki sorunların kişileri hedef almak yerine yapısal nedenleri üzerinden tartışılması gerektiğini ifade etti.


İzmir’in güncel sorunlarının yıllardır gündeme geldiğini ancak kentin sahip olduğu potansiyelin yeterince değerlendirilemediğini belirten Altıntaş; atık yönetimi, deniz suyunun arıtılması, liman yatırımları, tarım arazilerinin korunması ve ulaşım ağının geliştirilmesi gibi başlıkları öne çıkardı. İzmir’in geleceğinin yalnızca belediyelerin sorumluluğuna bırakılamayacağını vurgulayan Altıntaş, kentin Türkiye’nin ekonomik ve demokratik gelişiminde önemli bir rol oynadığını dile getirdi.


“Hür sivil toplum kuruluşları olmadan demokrasi sağır kalır”

Haydar Altıntaş: “İzmir bir master planla devlet projesi olarak ele alınmalı”


Meslek odaları ve diğer sivil toplum kuruluşlarına yönelik eleştirilerinin temelinde demokrasi anlayışının bulunduğunu belirten Haydar Altıntaş, demokrasinin yalnızca sandık ve parlamentodan ibaret olmadığını söyledi.


Altıntaş, demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işleyebilmesi için meslek kuruluşları, akademiler ve sivil toplum örgütleri gibi yapıların özgürce faaliyet gösterebilmesi gerektiğini belirterek, “Hür STK’larla desteklenmeyen bir demokrasi sağır kalır” değerlendirmesinde bulundu.


Sivil toplum kuruluşlarının düşüncelerini herhangi bir baskı altında kalmadan açıklayabilmesinin önemine dikkat çeken Altıntaş, bu kurumların özgürce konuşamadığı bir ortamda ülkenin sorunlarının topluma anlatılmasının ve tartışılarak çözüme kavuşturulmasının mümkün olmayacağını ifade etti.


Meslek odalarına yönelik eleştirilerinin yeni olmadığını belirten Altıntaş, odaların ve üst kuruluşların örgütlenme yapıları ile işleyişinin uzun yıllardır tartışılması gerektiğini düşündüğünü söyledi.


“Üyelik zorunlu, çıkmak ise mümkün değil”

Altıntaş’ın meslek odalarına ilişkin temel eleştirilerinden biri, üyeliğin zorunlu olması ve üyelerin bu ilişkiden kendi istekleriyle ayrılabilmelerinin mümkün olmamasıydı.


Sanayi odasına kayıt gerektiren bir işletme açan ya da esnaf odasına üye olması gereken bir kişinin üyelik konusunda serbestçe karar veremediğini belirten Altıntaş, bu yapının sorgulanması gerektiğini savundu.


“Ben istemiyorum kardeşim, size üye olmayı” diyen bir kişinin bu tercihini hayata geçiremediğini ifade eden Altıntaş, oda üyeliğinin iş yerinin kapanması veya kişinin hayatını kaybetmesiyle sona erdiğine dikkat çekti. Demokratik sistemlerde seçimlerin belirli aralıklarla yenilendiğini hatırlatan Altıntaş, üyelik ilişkisinin de hak ve sorumluluklar bakımından yeniden değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.


Oda ve borsaların önemli gelir kaynaklarına sahip olduğunu, aidatların belirli kurallar çerçevesinde toplandığını belirten Altıntaş, bu gelirlerin önemli bir bölümünün üst birliklere aktarıldığını söyledi.


Yaklaşık 46 yıldır meslek odalarına aidat ödediğini ifade eden Altıntaş, bu süre içinde söz konusu kuruluşların bilançolarını görmediğini belirterek şeffaflık konusundaki rahatsızlığını dile getirdi.


Altıntaş’a göre sorun yalnızca aidat miktarları veya mali tablolarla sınırlı değil. Asıl sorun, kuruluşların üyelerinin gündelik problemleriyle ve ekonomik ihtiyaçlarıyla kurması gereken ilişkinin zayıflaması.


“Üyelerinin sorunlarını çözmek için lobi oluşturabilmeliler”

Meslek odaları, ticaret ve sanayi odaları ile borsaların yalnızca üyelik işlemlerini yürüten yapılar olarak kalmaması gerektiğini savunan Altıntaş, bu kuruluşların üyelerine yol gösterici olması gerektiğini belirtti.


Batılı ülkelerdeki kurumsal işleyişi örnek gösteren Altıntaş, meslek kuruluşlarının üyelerinin sorunlarını tespit etmesi, bu sorunların çözümü için öneriler geliştirmesi ve gerektiğinde iktidarla müzakere yürütmesi gerektiğini ifade etti.


Bu kuruluşların hem üyelerine hem de devlete yol gösterecek planlar hazırlayabileceğini söyleyen Altıntaş, Türkiye’de kurumların sahip oldukları kaynakları ülkenin ekonomik gelişimi için yeterince kullanamadığını savundu.


Altıntaş, meslek odalarının üyeleriyle bağlarını yeniden kurması ve üyelerinin sorunlarının çözümünde daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.


“Türkiye’de ciddi bir kurumsal çürüme var”

Haydar Altıntaş: “İzmir bir master planla devlet projesi olarak ele alınmalı”

Türkiye’de kurumların işlevlerini kaybettiğini savunan Haydar Altıntaş, eleştirilerini yalnızca sivil toplum kuruluşlarıyla sınırlamadı. Devlet kurumlarının da görevlerini yerine getirme kapasitelerinin zayıfladığını ileri sürdü.


Altıntaş, Türkiye’nin sorunlarını çözebilmesi için bilgiye, plana ve projeye dayalı bir yönetim anlayışına ihtiyaç duyduğunu belirterek Devlet Planlama Teşkilatının (DPT) kapatılmasını eleştirdi.


Dünyanın ülkelerini yönetirken bilgi, plan ve sistemden yararlandığını ifade eden Altıntaş, Türkiye’de planlama işlevi gören kurumların zayıflatıldığını ve kararların keyfî tercihlere bırakıldığını savundu.


Oda ve borsaların sahip oldukları kaynaklarla hem devlete hem üyelerine yol gösterici çalışmalar yapabileceğini belirten Altıntaş, bu kuruluşların yalnızca iktidarı destekleyen açıklamalar yapmakla yetinmemesi gerektiğini söyledi.


“İktidarı alkışlayın, alkışlamayın demiyoruz ama alkışlarken problemlerinizi de söyleyin” diyen Altıntaş, kurumların yönetenlere sorunları aktarmasının ve çözüm önerileri sunmasının önemine dikkat çekti.


Türkiye’de yaşanan bazı mali ve ekonomik sorunları kurumsal denetim eksikliği bağlamında değerlendiren Altıntaş, usulsüzlük yapan kişilerin sorumluluğunun yanı sıra bu faaliyetlerin önlenmesinden sorumlu kurumların işleyişinin de sorgulanması gerektiğini ifade etti.


Altıntaş’a göre kurumların yalnızca isim, kadro ve bütçelerinin bulunması yeterli değil. Bu yapıların toplumla, üyeleriyle ve hayatın gerçek sorunlarıyla bağ kurması gerekiyor.


“Siyasetçi transfer edilir mi?”

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçişi üzerinden gündeme gelen siyasi transferleri de değerlendiren Haydar Altıntaş, bu uygulamayı doğru bulmadığını söyledi.


Siyaset kurumunun da Türkiye’deki genel kurumsal sorunlardan etkilendiğini savunan Altıntaş, geçmişte farklı dönemlerde siyasi geçişlerin yaşandığını hatırlattı. Ancak seçilmiş kişilerin bireysel tercihleriyle seçmenlerine karşı taşıdıkları sorumluluk arasında bir ayrım yapılması gerektiğini belirtti.


“Futbolcu transfer edilir. Siyasetçi transfer edilir mi?” diye soran Altıntaş, seçilmiş kişilerin görev ve sorumluluklarının sıradan bir parti değişikliğiyle değerlendirilemeyeceğini ifade etti.


Bir siyasi partide görev veya makam üstlenen, kamu adına hareket eden ve kendisini seçen insanları temsil eden kişilerin karar verirken seçmenlerine karşı sorumluluklarını dikkate alması gerektiğini söyleyen Altıntaş, bu konuda vicdani bir değerlendirme yapılmasının önemine işaret etti.


Siyasi geçişlerin baskı altında gerçekleştirildiği durumların kabul edilemeyeceğini savunan Altıntaş, eleştirisinin yalnızca Cemil Tugay’a yönelik olmadığını, Türkiye genelindeki siyasi transfer anlayışını kapsadığını vurguladı.


Altıntaş, iktidarın bu tür uygulamalardan vazgeçmesi gerektiğini belirtirken, seçilmiş kişilerin de görevlerini üstlenirken karşılaşabilecekleri siyasi ve idari sorunları bilerek seçmenleriyle kurdukları ilişkiyi sürdürmeleri gerektiğini dile getirdi.


Belediye soruşturmaları: “Yargılamanın usulü ve kişi masumiyeti var”

Altıntaş, belediye başkanları ve belediye çalışanlarına yönelik soruşturma ve tutuklamalara ilişkin değerlendirmelerinde hukukun herkese eşit uygulanması gerektiğini söyledi.


Geçmişte iktidarların kendilerine bağlı olmayan belediyeler üzerinde baskı kurabildiğini belirten Altıntaş, son dönemde yaşananların boyutuna ilişkin eleştirilerini dile getirdi.


Suç işlediği iddia edilen herkesin, makamı veya siyasi kimliği ne olursa olsun yargılanabileceğini ifade eden Altıntaş, bununla birlikte masumiyet ilkesinin ve yargılamanın usulünün korunması gerektiğini vurguladı.


Altıntaş, suçlamaların somutlaştırılması, gerekli hazırlıkların yapılması ve yargı sürecinin hukuk kuralları çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini belirterek, kişilerin önce görevlerinden uzaklaştırılması, ardından haklarında dosya hazırlanması şeklindeki uygulamaların gözdağı verme sonucunu doğurabileceğini savundu.


Belediyelerdeki sorunların yalnızca muhalefet partilerine mensup yöneticiler üzerinden tartışılmasına da karşı çıkan Altıntaş, iktidar partisine mensup belediyelerin de geçmişe dönük olarak incelenmesi gerektiğini söyledi.


Altıntaş, belediyelerdeki olası usulsüzlüklerin araştırılmasına karşı olmadığını, ancak bunun siyasi ayrım gözetmeden ve hukukun temel ilkeleri çerçevesinde yapılması gerektiğini belirtti.


“Siyasi etik yasasını ancak millet zorlayarak çıkarttırabilir”

Siyasi transferler ve belediyelere yönelik soruşturmalar üzerinden gündeme gelen siyasi etik tartışmasını da değerlendiren Altıntaş, Türkiye’de kapsamlı bir siyasi etik düzenlemesine ihtiyaç olduğunu söyledi.


AK Parti’nin geçmişte siyasi etik yasası çıkarılması konusunda girişimde bulunduğunu ancak daha sonra bu girişimden vazgeçtiğini belirten Altıntaş, mevcut siyasi koşullarda böyle bir yasanın parlamentodan kendiliğinden çıkacağına inanmadığını ifade etti.


Altıntaş, “Şu günkü haliyle Türkiye’de siyasi etik yasasını ancak millet zorlayarak çıkarttırabilir” dedi.


Türkiye’deki siyasi sorunların yalnızca kişilerin davranışlarından kaynaklanmadığını savunan Altıntaş, siyasi partilerin kuruluşu ve işleyişi, seçim sistemi ve siyasetin finansmanı gibi alanlarda yapısal sorunlar bulunduğunu dile getirdi.


Bu sorunların 1980 darbesi sonrasında şekillenen siyasi parti ve seçim mevzuatıyla ilişkili olduğunu belirten Altıntaş, anayasa tartışmalarının yanı sıra vatandaşın gündelik hayatını ve siyasetin işleyişini doğrudan etkileyen düzenlemelerin de ele alınması gerektiğini söyledi.


Siyasette harcanan paranın kaynağının ve kullanımının denetlenmesi gerektiğine işaret eden Altıntaş, günlük mali hareketlerin izlenebildiği bir ortamda siyasetçilerin seçim dönemlerinde kullandığı kaynakların da sorgulanabilmesi gerektiğini savundu.


Altıntaş’a göre çözüm, yalnızca kişileri suçlamak, cezalandırmak veya hapse atmakla sınırlı tutulamaz. Sorunları ortaya çıkaran yapısal nedenlerin tespit edilmesi ve bu nedenleri ortadan kaldıracak düzenlemelerin yapılması gerekiyor.


Bu çerçevede siyasi partiler kanununun, seçim kanununun ve siyasetin finansmanına ilişkin mevzuatın evrensel normlar doğrultusunda yeniden ele alınması gerektiğini ifade etti.


“İzmir’in sorunları dağlar gibi olmuş, İzmirlileri ezmiştir”

Röportajın İzmir’in sorunlarına ayrılan bölümünde kentin tarihsel önemine ve mevcut ekonomik durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Haydar Altıntaş, İzmir’in yalnızca yerel sorunlarıyla değil, Türkiye’nin genel gelişimi açısından taşıdığı rol üzerinden ele alınması gerektiğini söyledi.


Altıntaş, İzmir’in antik çağlardan bu yana önemli bir merkez olduğunu hatırlatarak kentin bugün karşı karşıya bulunduğu sorunların büyüklüğüne dikkat çekti.


Körfez kirliliği, trafik, çöp ve su gibi konuların İzmir’in gündeminde sürekli yer almasını eleştiren Altıntaş, bunların akılcı bir belediyecilik anlayışıyla çözülebilecek sorunlar olduğunu savundu.


İzmir’in sahip olduğu ekonomik ve tarihsel potansiyelin bu başlıkların ötesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Altıntaş, kentin uzun vadeli bir kalkınma programına ihtiyaç duyduğunu ifade etti.


“İzmir’in çöp sorunu için beş tesis kurulabilir”

İzmir’in atık yönetimi sorununa ilişkin somut bir öneri ortaya koyan Altıntaş, kentte biriken çöplerin ayrıştırılması ve yakılarak değerlendirilmesi esasına dayalı tesislerin kurulabileceğini söyledi.


Konuşmasında İzmir’de 5,5 milyon ton çöp bulunduğunu belirten Altıntaş, Bergama ve Ödemiş’teki tesislere ek olarak yeni tesisler kurulması halinde sorunun çözülebileceğini savundu.


Toplam yatırım maliyetinin 300-400 milyon dolar civarında olabileceğini öne süren Altıntaş, bu büyüklükte bir yatırımın İzmir için aşılamayacak bir maliyet olmadığını ifade etti.


Atıkların ayrıştırılması ve yakılmasıyla enerji üretilebileceğini belirten Altıntaş, işlem sonucunda ortaya çıkacak külün de uygun koşullarda asfalt altı dolgu gibi alanlarda değerlendirilmesinin mümkün olabileceğini dile getirdi.


Altıntaş, çöp sorununun yalnızca atıkların toplanmasıyla sınırlı görülmemesi, aynı zamanda enerji üretimi ve atıkların yeniden değerlendirilmesi çerçevesinde ele alınması gerektiğini savundu.


Bu öneriler, Altıntaş’ın İzmir’deki belediye hizmetlerine ilişkin değerlendirmelerinin bir parçasını oluşturdu.


“İzmir’in çaresi deniz suyunu arıtmak”

Türkiye’nin ve dünyanın su kıtlığına doğru ilerlediğini belirten Altıntaş, İzmir’in tatlı su kaynaklarına erişim bakımından dezavantajlı şehirlerden biri olduğunu söyledi.


İzmir’in geçmişte yaşadığı su sıkıntılarına değinen Altıntaş, Süleyman Demirel’in iktidarı döneminde yapılan Tahtalı Barajı’nın kentin su ihtiyacının karşılanmasında önemli rol oynadığını ifade etti.


Tahtalı Barajı olmasaydı İzmir’in ciddi bir içme suyu sıkıntısıyla karşı karşıya kalacağını savunan Altıntaş, barajın kent ihtiyacının yaklaşık yüzde 48’ini karşılayabildiğini söyledi. Ancak aradan geçen yıllarda nüfusun da arttığını hatırlatarak mevcut su kaynaklarının gelecekteki ihtiyaçlar bakımından değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.


Altıntaş, İzmir’in su sorununun çözümü için deniz suyunun arıtılmasını gündeme getirdi. Su kaynaklarının azalması ve nüfus artışı karşısında alternatif kaynakların değerlendirilmesi gerektiğini belirten Altıntaş, bu konunun uzun vadeli bir planlama içinde ele alınmasını istedi.


“İzmir’i liman şehri olarak tarif etmek mümkün mü?”

İzmir’in liman kapasitesini de eleştiren Altıntaş, kentin tarihsel olarak sahip olduğu liman kimliğinin günümüzde yeterince değerlendirilemediğini savundu.


Alsancak Limanı’nın kapasitesinin sınırlı olduğunu ve çevresindeki yapılaşmanın limanın genişleme olanaklarını kısıtladığını belirten Altıntaş, İzmir’in Singapur veya Pire gibi büyük bir liman ve ticaret merkezi haline getirilip getirilemeyeceğinin sorgulanması gerektiğini söyledi.


Limanların yalnızca yük gemilerinin yanaştığı alanlar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Altıntaş, üretim, montaj, dağıtım ve ihracat faaliyetlerinin birlikte planlandığı bir ekonomik sistem kurulmasını önerdi.


Türkiye’nin finans merkezi oluşturmak amacıyla İstanbul’a yatırım yapmasını eleştiren Altıntaş, benzer bir yaklaşımın İzmir için geliştirilmesi halinde kentin ekonomik açıdan farklı bir noktaya gelebileceğini savundu.


İzmir’in ekonomik potansiyelinin yalnızca limanlarla sınırlı olmadığını belirten Altıntaş, kent merkezindeki yapıların bakımsızlığına da dikkat çekti. Karşıyaka ve Mavişehir’den Balçova’ya uzanan hatta, Kordon’daki bazı binaların boyalarının dahi yenilenemediğini söyleyerek kentin fiziksel görünümünün de ekonomik gerilemeyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.


Çandarlı Limanı: “Demir yolu bağlantısı yok”

Haydar Altıntaş, Çandarlı Limanı projesine ilişkin değerlendirmelerinde limanın yeniden kullanılabileceğini ancak planlandığı ölçekte bir dağıtım limanı olma kapasitesinin tartışılması gerektiğini söyledi.


Çandarlı Limanı hakkında hazırlanan teknik dosyaları incelediğini belirten Altıntaş, projenin yeri ve kapsamına ilişkin tartışmalara değindi. Limanın bugünkü haliyle yeniden değerlendirilerek kullanılabileceğini ifade eden Altıntaş, buna karşın kendi anladığı anlamda büyük bir dağıtım limanı işlevi görme kabiliyetinin bulunmadığını savundu.


Altıntaş’ın özellikle üzerinde durduğu konu, limanın demir yolu bağlantısıydı.


“Çandarlı Limanı başlandığı günden beri demir yoluyla bağlantısı sağlanmamıştır” diyen Altıntaş, demir yolu bağlantısının limanların işlevselliği ve yük taşımacılığı açısından temel bir unsur olduğunu vurguladı.


Altıntaş, İzmir’in liman ve ulaştırma politikalarının birbirinden bağımsız yatırımlar olarak değil, üretim ve lojistik zincirinin parçaları olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.


İzmir’in ekonomik potansiyelinin ölçülmesi bakımından Türkiye’nin en büyük 500 ve 1.000 şirketi arasında kaç İzmir merkezli şirket bulunduğuna da bakılması gerektiğini söyleyen Altıntaş, kentin ekonomik performansının hamasi söylemler yerine somut göstergeler üzerinden tartışılmasını istedi.


“İzmir’de gerçek bir demokrasi kurulursa Türkiye’de de kurulur”

İzmir’in yalnızca ekonomik değil, demokratik açıdan da Türkiye için önemli bir kent olduğunu belirten Haydar Altıntaş, kentin tarihsel olarak demokratik gelişmelerde öncü bir rol üstlendiğini söyledi.


Altıntaş, İzmir’in ekonomik ve sosyal açıdan gelişmesinin Türkiye’nin geneline de yansıyacağını belirterek, “İzmir sıçrarsa ekonomik ve sosyal olarak Türkiye de sıçrayacak” değerlendirmesinde bulundu.


İzmir’de gerçek bir demokrasi kurulmasının ülkenin demokratik geleceği açısından önem taşıdığını ifade eden Altıntaş, kentin değerinin bilinmesi ve sahip olduğu potansiyelin korunması gerektiğini vurguladı.


İzmir’de seçmenlerin yalnızca bir siyasi partiye duydukları bağlılık nedeniyle oy kullanmadığını savunan Altıntaş, kentte insanların düşünce özgürlüğüne ve yaşam tarzlarına müdahale edilmesinden hoşlanmadığını söyledi.


CHP’nin İzmir’deki desteğini yalnızca partiye duyulan bağlılıkla açıklamanın doğru olmayacağını belirten Altıntaş, diğer partilerin de İzmir seçmeninin özgürlük anlayışına ve beklentilerine hitap edebilmesi gerektiğini ifade etti.


“Bir partiye oy vermedi diye o ülkenin insanını cezalandıramazsınız”


Altıntaş, İzmir’e yönelik kamu hizmetleri ve siyasi yaklaşım konusunda seçmen tercihinin cezalandırma gerekçesi yapılamayacağını söyledi.


İzmir’de CHP ve AK Parti seçmenlerinin bulunduğunu hatırlatan Altıntaş, belediye hizmetlerinin aksatılmasının yalnızca belirli bir siyasi partinin seçmenlerini değil, aynı kentte yaşayan herkesi etkilediğini belirtti.


Bir siyasi partiye oy vermeyen vatandaşların hizmetlerden mahrum bırakılmasının yanlış olduğunu ifade eden Altıntaş, “Sen benim partime rey vermedin diye o ülkenin insanını cezalandıramazsınız” dedi.


Vergi yükümlülüklerinin vatandaşlar açısından ortak olduğunu hatırlatan Altıntaş, İzmir’in kamu hizmetlerinden eşit biçimde yararlanması gerektiğini savundu.


İzmir’in çevresindeki ticari, tarımsal ve ekonomik potansiyele rağmen ciddi bir gerileme yaşadığını ileri süren Altıntaş, kentin yeniden gelişmesi için siyasi ayrımların ötesine geçen bir yaklaşım gerektiğini belirtti.


Altıntaş, İzmir’in geleceğinin yalnızca kentte yaşayanların veya belediye başkanlarının sorumluluğu olarak görülmemesi gerektiğini ifade ederek, bütün Türkiye’nin bu konuda sorumluluk üstlenmesi gerektiğini söyledi.


“İzmir’in tarım topraklarını şehircilik ve vahşi madencilikle mahvettik”

İzmir’in tarımsal potansiyelini de değerlendiren Haydar Altıntaş, kentin hem medeniyetin hem de tarımın önemli merkezlerinden biri olduğunu söyledi.


İzmir ve çevresinin pamuk üretimi, hayvancılık ve farklı tarımsal faaliyetler bakımından önemli bir kapasiteye sahip olduğunu belirten Altıntaş, buna rağmen tarım arazilerinin önemli bir bölümünün yanlış kentleşme, madencilik faaliyetleri ve kontrolsüz kullanım nedeniyle zarar gördüğünü savundu.


“İzmir’in tarım topraklarının önemli bir bölümünü biz şehircilik, vahşi madencilik, yağmacılık, talancılıkla mahvettik, kirlettik” diyen Altıntaş, tarımsal üretimin sürdürülebilirliği açısından toprakların korunmasının önemine dikkat çekti.



“Derin kuyularla suyu çektik, obruk tehlikesini büyüttük”

İzmir’in su ihtiyacını karşılamak amacıyla derin kuyulardan yoğun biçimde su çekildiğini belirten Altıntaş, bunun uzun vadeli çevresel riskler doğurabileceğini söyledi.


Altıntaş, Manisa’nın Saruhanlı ilçesinden İzmir’e yılda yaklaşık 25 milyon metreküp su pompalandığını ve suyun yaklaşık 250 metre derinliklerden alındığını ifade etti.


Yer altı sularının bu ölçüde kullanılmasının doğal su döngüsü ve yer altı su rezervleri üzerindeki etkilerine dikkat çeken Altıntaş, aşırı su çekiminin obruk oluşumu gibi riskleri artırabileceğini savundu.


Konya’da görülen obruk oluşumlarını örnek gösteren Altıntaş, benzer risklerin İzmir ve çevresinde de göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi.


Altıntaş ayrıca evsel ve sanayi atıklarının su kaynaklarına karışmasının, tarımsal üretim açısından büyük önem taşıyan havzalara zarar verdiğini belirtti.


Menderes Havzası ve Menderes Ovası’nın dünyada benzeri az bulunan bir tarımsal alan olduğunu ifade eden Altıntaş, bu bölgelerdeki çevresel tahribatın üretim kapasitesini ve doğal kaynakları tehdit ettiğini savundu. Gediz Havzası’ndaki sorunlara da dikkat çekerek, İzmir’in tarım ve çevre meselelerinin başlı başına kapsamlı bir çalışma gerektirdiğini dile getirdi.



“İzmir alelade bir yer değildir; hoyratça kullanamayız”

Haydar Altıntaş, İzmir’in geleceğine ilişkin değerlendirmelerinde kentin tarihi ve doğal dokusunun korunması gerektiğini özellikle vurguladı.


İzmir’in sıradan bir şehir olmadığını belirten Altıntaş, kentte yapılacak her yatırımın ve yapılaşma kararının uzun vadeli sonuçlarının düşünülmesi gerektiğini söyledi.


İzmir’e hava yoluyla gelenlerin havalimanından kent merkezine doğru ilerlerken karşılaştığı çevresel ve yapısal görünümün de sorgulanması gerektiğini ifade eden Altıntaş, kentin yalnızca Kordon ve Karşıyaka’dan ibaret olmadığını belirtti.


Şehrin farklı bölgelerindeki yapılaşma, çevre düzeni ve altyapı sorunlarının bütüncül biçimde ele alınmasını isteyen Altıntaş, kentin değerlerinin korunması konusunda daha dikkatli bir yaklaşım gerektiğini dile getirdi.


İspanya’nın Valencia kentini örnek gösteren Altıntaş, kent çevresinde tarımsal üretimin sürdürülebildiğini belirterek İzmir’de de verimli tarım arazilerinin yapılaşma baskısından korunması gerektiğini söyledi.


Altıntaş, tarım arazilerinin bina yapımına açılmasının kaçınılmaz bir gelişme olarak görülmesine karşı çıkarak, doğru ulaşım planlamasıyla kent çevresindeki geniş alanların daha dengeli kullanılabileceğini savundu.


“İzmir’in şehir içi ulaşımı daha geniş havzalara yayılmalı”

İzmir’in ulaşım sorunlarının çözümü için kent içi ulaşım ağının daha geniş bir coğrafyayı kapsaması gerektiğini belirten Altıntaş, mevcut ulaşım sistemlerinin geliştirilmesinin kentteki yapılaşma baskısını azaltabileceğini ifade etti.


İZBAN üzerinden örnek veren Altıntaş, insanların Menemen gibi noktalardan trene binerek Torbalı’ya kadar ulaşabildiğini hatırlattı. Bu tür bağlantıların daha geniş havzalara yayılmasıyla insanların kent içindeki hareketliliğinin kolaylaştırılabileceğini söyledi.


Altıntaş’a göre ulaşımın geliştirilmesi, yalnızca trafik sıkışıklığını azaltmakla kalmayacak; insanların kent merkezine yakın bölgelerde yoğunlaşma zorunluluğunu da hafifletebilecek.


Bu yaklaşımın tarım alanlarının korunması, yeni yerleşimlerin planlanması ve İzmir’in ekonomik faaliyetlerinin farklı bölgelere yayılması açısından da önem taşıdığını belirtti.


Ancak Altıntaş, İzmir’in sorunlarının çözümünün siyasi partiler arasındaki çekişmeler nedeniyle geciktiğini savundu. “İzmir sen yaptın, ben yaptım kavgasıyla çocuklar gibi dövüşerek İzmir’in tarihine, geçmişine, insanına böyle bir yıkım vermek siyasetin haddine de değildir, hakkına da değildir” sözleriyle siyasi tartışmaların kentin geleceğinin önüne geçmemesi gerektiğini vurguladı.


“Ak Parti-Chp kavgasından bıktık”

Altıntaş, İzmir’deki siyasi tartışmaların hizmet üretmenin önüne geçtiğini belirterek AK Parti ile CHP arasındaki gerilimi eleştirdi.


Siyasi partilerin kent yönetimi konusunda birbirlerini suçlamak yerine ortak sorunlara çözüm üretmesi gerektiğini ifade eden Altıntaş, kendi partisinin de bu tür bir siyasi çekişmenin parçası olması durumunda aynı eleştiriyi yönelteceğini söyledi.


“AKP-CHP kavgasından da bıktık” diyen Altıntaş, iktidarın devlet gücünü kullanarak sorunları bastırmaya çalışmasının da kalıcı bir çözüm getirmeyeceğini savundu.


“İzmir bir master planla devlet projesi olarak ele alınmalı”

Röportajın sonunda İzmir’in geleceğine ilişkin yaklaşımını özetleyen Haydar Altıntaş, kentin sorunlarının tek tek ve birbirinden kopuk biçimde ele alınmasının yeterli olmayacağını söyledi.


İzmir’in turizm, sağlık, sanayi, tarım, ulaştırma ve liman faaliyetlerinin ortak bir plan çerçevesinde geliştirilmesi gerektiğini belirten Altıntaş, bu alanlardan herhangi birinin diğerlerinin pahasına büyütülmemesi gerektiğini ifade etti.


İzmir’in yalnızca belirli bölgelerinin değil, kent bütününün değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Altıntaş, kentin geleceğinin uzun vadeli bir master planla şekillendirilmesini istedi.


“İzmir bir master planla devlet projesi olarak ele alınıp herkes üstüne düşeni yaparak çözmelidir ki dünyanın marka bir şehri olsun” diyen Altıntaş, böyle bir yaklaşımın turizm, sağlık, sanayi ve tarım alanlarında birlikte gelişme sağlayabileceğini savundu.


Altıntaş, İzmir’in sorunlarının herhangi bir siyasi partinin tek başına çözebileceği meseleler olmadığını vurgulayarak, kentin geleceği için merkezi yönetim, yerel yönetimler ve ilgili bütün kurumların ortak bir hedef doğrultusunda hareket etmesi gerektiği görüşünü dile getirdi.

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page